ATB İçerik   
 
 
 

İlan Duyuru ve selamlaşma   
 
 

Sadece Üye Girişi Yapmış Olanlar Sohbet Edebilir. Lütfen Giriş Yapın ya da Üye Olun.
 

Linkler   
 
 

Anket   
 
 
Osmanlı Denilince Aklınıza İlk Gelen Nedir ?

Güç, İktidar
Adalet
Hoşgörü
Azim
Fetih
İşgal
İslama olan hizmetleri
Gurur Kaynağı
Cihad
Hiç Biri
Hepsi
Diğerleri Yoruma ekliyorum



Sonuçlar
Oylama

Toplam Oy 398
Yorumlar: 0
 

Haberler   
 
 

Newsletter

Haber Bültenimizi almak için Üye Olmalısınız

Üye olmak için Tıklayın

 

ATB HAC   
 

 

Reklam   
 
 

Cenaze Nakil   
 

 

Avrupa Türk Birliği - Verband der Türkischen Kulturvereine in Europa :: Başlığı Görüntüle - RAHMET KAPISI MI, FİTNE KAPISI MI?
  •  Forum   •  Faqs   •  Search   •  Member list   •  User groups   •  Profile   •  Private msg

Aranacak sözcük yer
Avrupa Türk Birliği - Verband der Türkischen Kulturvereine in Europa Gelişmiş Arama

RAHMET KAPISI MI, FİTNE KAPISI MI?

 
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder printer-friendly view
« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar Mesaj
alp




Kayıt: Nis 04, 2007
Mesajlar: 674
Şehir: Unknown

Durum: Çevrimdışı
Mesaj Tarih:
 08 Şub 2010 Pts - 20:55
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj konusu: Icon Yok RAHMET KAPISI MI, FİTNE KAPISI MI?

RAHMET KAPISI MI, FİTNE KAPISI MI?
                                                                                                         ALPEREN GÜRBÜZER

            İbn-i Abbas (r.anh) Kur’an-ı Kerimi ilk tefsir etmeye çalışan ilk sahabedir. Bu yüzden ona müfessirlerin piri denmiştir. O Kuran’ın mana ve ruhunu bozmadan nüzul sebeplerini ortaya koyup Resulullah (s.a.v)’in emirleri doğrultusunda ve hadisleri ışığında ayetleri açıklamanın yolunu göstermiştir geleceğe.
           Bu arada İbni Abbas (r.a)’ın açtığı meşaleden hareketle Kur’an’ı hakkıyla anlamaya çalışıp her devrin insanın idrakine sunacak tarzda Beyzavi, Celaleyn, Medarik ve Ebussuud gibi tefsircilerinde hakkını yememek gerekir. Onlarda kendinden sonraki kuşaklara tefsir konusunda rehberlik etmişlerdir. Günümüzde bile bu adını zikrettiğimiz âlimlerin miras bıraktığı tefsirler Kur’anı gerçek anlamda anlamamıza katkı sağladığı gün gibi aşikâr.
          İslam dünyasında sadece tefsir çalışmaları mı yapıldı, elbette ki hayır, tefsir âlimlerinin yanı sıra birbirinden değerli hadis âlimleri de yetişmiş, hatta yazdıkları hadis eserleriyle Müslümanları sapık fırkaların kollarına düşmekten kurtarmışlar. Bu manada Buhari, İbn-i Mace, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesei’nin yazdıkları hadis kitaplar birleştirilerek ortaya Kütüb-ü Sitte (Altı kitap) dediğimiz mükemmel hadis külliyatı ortaya çıkmıştır. Zira bu mükemmel eserler çağlara meydan okuyacak halde ışık saçmaya devam etmekte, edecekte.
             İslam’ın temel kaynaklarına sıkı sıkıya sarıldıkça her devirde tekerrür eden fitne odaklarının oyuncağı olmaktan kurtulacağız demektir. O halde yapılacak olan tek şey Edille-i Şeriyye’ye sıkı bir şekilde bağlı kalmaktır.
             Şu bir gerçek ki; ehlisünnet âlimlerinin çalışmaları sonucu ortaya konan tefsir ve hadis külliyatları yolumuzu aydınlatan fener hükmündedirler. Hakeza Kur’an ve hadis ışığında dal budak salmış içtihat farklarından doğan mezheplerin ortaya koyduğu fıkhı külliyatlarda öyledir. Hiç şüphesiz Rasulüllah (s.a.v)’ın; ‘İçtihat ediniz’ fermanı bu yolu açmıştır. Çünkü mezhep zehap kökünden gelir ki, sanıldığı gibi mezhepler ayrılık değil, bilakis açılımdır. Fakat İslam âlimleri İslami kaynakları açarken Kur’an’ın zahiri manası için bile kılı kırka yaracak tarzda titiz davranmışlardır. Günümüzde kendisine âlim süsü veren birtakım aklıevveller ayetleri derinlemesine incelemeden günü birlik yorumlarla istediği gibi açıklama cesaretini sergileyebiliyorlar. Oysa Allah-u Teala Kuran’ı Kerimde; “(Habibim), sana kitabı indiren O’dur. Onlardan bir kısım ayetler muhkemdir ki, bunlar kitabın anasıdır (temeli). Diğer bir kısmı da müteşabihlerdir. İşte kalplerinde eğrilik bulunanlar sırf fitne aramak ve teviline yeltenmek için, onun müteşabih olanına tabi olurlar. Hâlbuki O’nun tevilini Allahtan başkası bilmez. İlimde yüksek gayeye erenler ise ‘Biz ona inandık. Hepsi Rabbimiz katındadır’ derler. Bunları salim akıllılardan başkası iyice düşünemez” (Al-i İmran–7) buyurmakta. Demek ki; ayeti celiler açıklanabilen ve açıklanması zor olan tarzda vahiy edilmiş. Kaldı ki Kur’an’ın en kolay açıklanabilir ayetleri için bile İslam âlimleri enine boyuna düşünmüşler, gerekli araştırmışları tamamladıktan sonra ancak nihai içtihatlarını ortaya koymuşlardır. Nitekim Caferi Sadık Hz.leri Kur’anı Kerimde dört önemli unsurun varlığına işaret eder:
             —Kuran’ın ibaret manası (kelime anlamı),
             —Kuran’ın işaret manası,
             —Kuran’ın batını manası (iç manası),
             —Kuran’ın hakaik manası (gerçek anlamı).
             Yukarda sıralanan manalar insanların algılama kapasitelerine göre değişir. Zira ayetlerin kelime ve zahiri dış anlamı avam (halkın genel seviyesi) için, ayetlerin neyi işaret ettiği anlamındaki manaları zahiri âlimlere yönelik, iç manaları evliyalar (ilmi ile amil olmuş âlimler) içindir. Ayetlerin hakaik manası ise Peygamberimize mahsustur. Kura-ı Kerimin mana ve ruhuna yakınlık bakımdan birinci kaynak Rasulüllah (s.a.v)’dir. Bu yüzden Onun tartışmasız yeri Makamı Mahmut’tur. Beşeriyetten hiç kimse bu makama ulaşamaz. Maazallah bu makamın davasını gütmek küfürdür. Peygamberimizi hiçe sayıp Peygambersiz İslamiyet çerçevesi oluşturmaya çalışan birtakım zavallıların kurtarıcılığa soyunmaları abesle iştigal olduğu gibi,  bu bir ihanettir. Oysaki asıl kurtarılmaya muhtaç kendileridir.
            Gavs-ı Bilvanisi:
        “ —Allah’ın ve Rasulallah’ın kelamı çok derin, dipsiz bir bahri amiktir. Onda yüzmek havası ümmete, müçtehitlere, kümeli evliyaya mahsustur. Bazı ayet ve hadis insanın kalıbına, bazısı ruhuna, bazısı sırrına, bazısı da hepsine ait olur. Şeriat ahkâmında, nefse müteallik olana tarikat, kalbe yönelmiş olana hal, ruha yönelmiş olana marifet, sırra yönelmiş olana hakikat yahut hakiki tevhit isim veriliyor. Bunları birbirinden tefrik etmek müşküldür. Hangi zat hangi ayet ve hadisle ne gibi şartlarla muvaffak oldu ise hususta o tedavi etme usulünü ona nispet ederiz. Eğer biz aklımızla bunları açıklar isek hukuklarına tecavüz etmiş oluruz. Ayrıca Allah ve Resulünden kalben kalbe intikal eden ilimler vardır. Ancak mücaz olan şeyhi mercu onu bilir. Bazıları henüz daha gizli gitmekte, bazıları söylenilmiştir. İşte söylenmiş olan kısmı söyleyene isnat etmek yine ayet ve hadise isnat gibidir. Hadiste isnat ne kadar kısa olsa o kadar kuvvetlidir. Bu ilimde ise isnat ne kadar uzun olsa o kadar faydalıdır” buyurdular (Edeple Varış Lütufla Dönüş, S:18 1982,Isparta)
            Ehlisünnet çizgisinden sapmış firak-ı dalle (sapık gruplar) her devrin fitne kapılarıdır. Doğrusu ehlisünnet gibi ana cadde dururken sapık yollara tevessül etmelerini anlaşılır gibi değil. Kaldı ki Allahü Teala; Dinlerini bölük bölük edip fırka fırka olanlarla senin hiçbir alakan yoktur (El-Enam/159) beyan buyurarak fırkalara ayrılmayı yasaklamıştır. Zaten fırka sözcüğünün kelime anlamı parti, insan grubu, ayrılmak ve kısım kısım olmaktır ki asla tasvip edilemez. Görüldüğü gibi fırka tabirinin sözlük anlamı bile baştan ayrılık ve fitne doğurmaya yetiyor. Fakat mezhep öyle değil. Mezhebin sözlük anlamına baktığımızda yol, feri, içtihat farkları demektir. Ki; bu durum ayrılık doğurmayıp bilakis bilgi üretimini teşvik ediyor. Kelimenin tam anlamıyla ehlisünnet çizgisini şiar edinmiş mezhepler yolumuzu aydınlatan rahmet fenerlerimiz olup, firak-ı dalleler ise ana caddeden kopmuş birer fitne odaklarıdır.
           Rahmet ve fitne kapısı İslam âleminin her döneminde ayrılmaz yapışık kardeş ikizleridir. Neyse ki insanlık İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Hanbelî, İmam-ı Malik, İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani, Şah-ı Nakşibendî, Abdülkadir Geylani ve Bediüzzaman Said Nursi Hz.leri gibi ehlisünnet âlimlerinin gösterdikleri yolda yürüyerek kendilerini bataklığa düşmekten kurtarmışlar. İbn-i Müseyleme gibi yalancı peygamberler, Hasan Sabbah ve İbn-i Sebe gibi fitne elebaşlarının kucağına düşenler ise helak olmuşlardır hep. Bugünde değişik rollerde Hasan Sabbah türü sözde kurtarıcılar etrafında topladıkları kişileri efsunlayarak fitne misyonunu devam ettirmektedirler. Bu sapık önderlerin bir kısmı namazların vakitlerini sayısını çok bularak güya kendince reformistlik taslar, kimi zekât, hac ve oruç gibi temel konularda ahkâm yürütür, kimi de ezanın ve Kuran’ın dili ile uğraşır, bir kısmı da İslam’ın itikadı konularına el atıp fıkhı kaideleri görmezlikten gelirler, bir kesim de kendilerine mealci diye tanımlayıp kitaptan başka kaynak tanımadıklarını seslendirerek kendi kafalarına göre meal yapmaya kalkışırlar. Kimi zavallılarda mezhepsizdir, hatta tasavvuf ile şeriat arasında ayrılık gayrilik varmış gibi lanse ederek kafaları bulandırırlar habire. Maalesef bütün bunlar İslam âleminde cereyan eden tartışılan konularımız.
             Şöyle bir geçmişe göz attığımızda İmamı Gazalinin kendi döneminde felsefi cereyanlarının tahrip edici fitne hareketlerine karşı mücadele vererek büyük ölçüde Ümmet-i Muhammed’in bidatlere kaymasının önüne geçtiğini görürüz. Hakeza İmamı Rabbani (k.s)’de tarikat ve şeriat ikiliği doğurmak isteyenlere karşı şeriat ve tarikatın birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini, bir bütün olduğunu vurgulayarak tartışmalara son vermiş, böylece büyük bir fitnenin yayılmasını durdurmuştur. Anlaşılan o ki ehlisünnet âlimleri yaşadıkları dönemlerinde bidatleri önleyici ve fitne hareketlerine geçit vermeyerek aydınlatıcı işaret levhası görevi yapmışlardır. Ya Fitne odaklarının başları ne yaptı, onlarda ümmetin önünde haramilik görevi ifa etmişlerdir.
             Rabbül âlemin, ilmi ile amil olmuş âlimler, evliyalar ve müçtehitler vasıtasıyla fitne odaklarını hevesini boşa çıkarmıştır. Madem Peygamberlik kapısı kapandı, o halde o kapının varisi hükmünde âlimlerin varlığı sayesinde yolumuzun hep aydınlık kalacağı muhakkak. Tabiî ki bu arada bu aydınlığı söndürmek isteyenler de çıkacaktır elbet. Hatta bugün İbn-i Sebe, Hasan Sabbah bugün yok ama, içimizde türevleri devam etmekte ve bir değişik aktörleri sahnede oyununu sürdürmekteler. Onların da görevi demek ki buymuş. Birileri yıkacak, birileri de inşa edecek,  belli ki kaderi ilahiye böyle kurulmuş.
            Ehlisünnet yolunda ancak peygamberler Allahın elçisidir. Bu yüzden hiç bir halife, hiç bir imam vahiyle özel görevlendirilemez. Günümüzde bana vahiy geliyor iddiasında bulunup üstelik ilham da demeyip ısrarla vahiyden söz etmesi fitne hareketlerinin iflah olmayacaklarının bir göstergesi olsa gerektir.  Hâlbuki bütün vahyolunan ayetler Kuran’da cem olmuş (toplanmıştır),  daha bunun ötesi ne olabilir ki.
             Şiilerin yaşadığı sancılı süreci coğrafyamıza bulaştırmak isteyenler var maalesef. Malum olduğu üzere Şia akımına göre; en son Peygamberden sonra halifelik hakkı Hz. Ali’ye aitmiş. Güya Hz. Ali(k.v)’den sonra sırasıyla Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e hilafet intikal edip, bilahare Hz. Hüseyin’i soyundan gelenlere aktarıldığı ve oradan da Hz. Hüseyin’i sulbünden gelen on ikinci İmam Kaim Muhtezar Mehdiye geçtiğini zikrederler. Bir başka ifadeyle İmam Kaim Muhtezar debdebeli bir ortamda,  yani 873 yılında Samara’da bir evin bodrumunda saklandığını ileri sürerler. Hatta Mehdinin zuhuruna kadar ümmeti Ayetullahlar ve Hüccetullah’ların idare edeceklerine inanılır. Gerçekten de Şii dünyası kendilerini Ayetullahlara adadıkları gibi on ikinci İmam olarak nitelendirdikleri Kaim Muhtezar Mehdi’nin ortaya çıkacağı günü beklemekteler. Şii dünyası kendilerini kurtaracak Mehdiyi bekleye dursun, bizim coğrafyamızda türemiş sözde şimdiden kendini mehdi olarak ilan edenler bile var. Bu yetmezmiş gibi işi daha da ileri götürerek Allah’tan kendilerine vahiy geldiğini söyleyenlerde çıkabiliyor.
               Ne yaparlarsa yapsınlar her halükarda sahtelik su yüzüne çıkabiliyor. Hakiki âlimler, hakiki şeyhler, gerçek müminler olduğu müddetçe sahte şeyhler, sahte âlimler, münafıklar cirit atamayacaklardır. Güneş balçıkla sıvanamaz, bu böyle biline.
              Vesselam.


Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
Mesajları göster:  
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder printer-friendly view
Mesaj Panosu -> Tarih Din ve Milli Time synchronized with the forum server time
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)


Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
You cannot attach files in this forum
You cannot download files in this forum




Powered by phpBB © 2007 phpBB Group

Atb2009 Theme by effectica ©
Atb2009 Theme conversion By GPLhunter - visit us at: evolution-themes.net
Forums ©
effectica.com AVRUPA TÜRK BİRLİĞİ

Spambot Killer
Site Map

[News Feed] [Forums Feed] [Downloads Feed] [Web Links Feed] [Validate robots.txt]

Copyright © 2009. A.T.B - PHP-Nuke Evolution GNU/GPL Support Evolution Germany
Bu Site ÖnBellek Sistemini Kullanmaktadır. ÖnBelleği Güncellemek İçin Tıklayın.
[ Sayfa Üretimi: 0.94 Saniye | Bellek Kullanımı: 12.16 MB | VT Sorgusu: 108 ]

Do Not Click