ATB İçerik   
 
 
 

İlan Duyuru ve selamlaşma   
 
 

Sadece Üye Girişi Yapmış Olanlar Sohbet Edebilir. Lütfen Giriş Yapın ya da Üye Olun.
 

Anket   
 
 
Kürt Açılımına Nasıl Bakıyorsunuz?

Tamamı ile Karşıyım Olmamalı
Demokrasi için Olmalı
AKP nin Seçim Yatırımı
Olsada olur olmasada
İmralıdakini Assınlar Sonra açılım desinler



Sonuçlar
Oylama

Toplam Oy 147
Yorumlar: 0
 

Haberler   
 
 

Newsletter

Haber Bültenimizi almak için Üye Olmalısınız

Üye olmak için Tıklayın

 

ATB HAC   
 

 

Cenaze Nakil   
 

 

Avrupa Türk Birliği - Verband der Türkischen Kulturvereine in Europa :: Başlığı Görüntüle - MOSTAR KÖPRÜSÜ VE TASAVVUF
  •  Forum   •  Faqs   •  Search   •  Member list   •  User groups   •  Profile   •  Private msg

Aranacak sözcük yer
Avrupa Türk Birliği - Verband der Türkischen Kulturvereine in Europa Gelişmiş Arama

MOSTAR KÖPRÜSÜ VE TASAVVUF

 
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder printer-friendly view
« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar Mesaj
alp




Kayıt: Nis 04, 2007
Mesajlar: 780
Şehir: Unknown

Durum: Çevrimdışı
Mesaj Tarih:
 04 Tem 2009 Cmt - 16:42
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj konusu: Icon Yok MOSTAR KÖPRÜSÜ VE TASAVVUF

MOSTAR KÖPRÜSÜ VE TASAVVUF

                                                                                                ALPERENGÜRBÜZER


       Mostar ismini andığımızda hep heyecanlanırız. Özellikle 1566 yılında 456 kalıp taşla inşa edilmiş tek kemerli köprüsü doğudan batıya doğru yayılan ışığı hatırlatırcasına ruhumuzu ötelere taşır hep.  Belki de Aşık Paşa’nın bu köprüye ‘Kudret kemeri’ demesi içinde taşıdığı bu gökkuşağı heyecanın yansıması olsa gerektir.  Bilindiği üzere ilk kudret ışığımız Mekke’de doğup önce Allah Resulünün elinde Medine’ye ve derken Hülafa-i Raşidinle doğuya yayılır. Şimdi bu ışık Balkanların ortasında Bosna sayesinde doğudan batıya uzanmış durumda. O halde Bosna’da tüm haşmetiyle karşımızda duran mana yüklü Mostar Köprüsü’nün sıradan taş yığınından öte adeta geçmişten geleceğe uzanan, aynı zamanda doğu ile batı medeniyetini buluşturan bu inci tanesinin yapılış gayesinden söz edebiliriz.
       Hilal kaşlı Mostar Köprümüze ait ilk projenin izlerini Mimar Sinan’ın talebelerinden Mimar Hayreddin’in 8–10 yaşlarında yaşadığı hatıradan anlamak mümkün. Zira bir gün çocuk yaştaki arkadaşlarıyla birlikte nehrin karşı tarafa yüzerek geçmek isterlerken,  bir anda arkadaşının biri akıntıya kapılıp aşağılara kadar sürüklendiğini görünce kendi kendine; “Ben büyüyünce buraya köprü inşa edeceğim” diye and içiyor. İşte diline düşen bu sözlerden kendine hedef belirlediğini görüyoruz. Nihayet bu hedef doğrultusunda İstanbul’a gelir ve uzun bir eğitim sonrasında Mimar olur. Böylece küçük yaşta hayal ettiği Mostar Köprüsü Kanunu Sultan Süleyman’ın emri doğrultusunda hayal olmaktan çıkarıp, sözünü yerine getirmeyi başarır da. Böylece batı ile doğu bu köprü sayesinde gönül bağı kurabilmiştir. O aynı zamanda insanlığın yeryüzünde tek sırat köprüsüdür.    
      Osmanlı yaptığı her eserde bir, dört, beş ve altı gibi anlam içeren kilit taşları kullanmış. Bir başka ifadeyle köprülerimiz halk arasında kemer sayısına göre mana almışta. Zira köprünün beş kemerli olması İslam’ın beş şartını, dört kemerli olması dört büyük halifeye ve altı kemerli olması ise imanın altı şartı dediğimiz amentüye işaret ettiğine inanılır. Mostar Köprüsüne de bir kilit taşı yerleştirilmiş. Belli ki Neretva nehri iki yakasına 12 metre uzunluğundaki bir kemerli köprü kurulması tevhidi simgelemekte. Öyle anlaşılıyor ki Avrupa,  Evliya Çelebinin   ‘Kavs-i Kuzah’,  Michel’in ise  ‘Taş kesilmiş bir hilal’  diye tarif ettiği bu mana yüklü köprü karşısında durdukça gözünü hep buraya dikmişler. Osmanlı oralardan çekilince fırsattan istifade Habsburg’un askerleri camilerin bir kısmını kiliseye çevirdikleri gibi ayakta kalanları da yerle bir etmekle işe koyuldular, bunu İkinci Dünya savaşında faşist Hırvat milislerinin yıkım faaliyetleri izledi. Neyse ki bu yıkıma karşı ayakta kalmayı başarabilen tek eserimiz Mostar köprümüz olabilmiştir. Derken o gün bugündür Salib Hilali hedef alırcasına köprüyü yıkmayı hedef edinmişler. Nitekim 9 Kasım 1993’te Hırvat topçusunun ateşiyle tarihi Mostar Köprüsü yıkılmıştır. Aslında yıkılan bir köprünün ötesinde yıkılan doğu ve batı yakasına uzanan dostluk elinin kesilmesiydi.  Mostar’ı bu anlamda topa tutarak amaçlarına ulaşacaklarını sanmışlar. Oysa biz tarihte zulüm yapmadığımız gibi gökkuşağındakine benzer rengârenk içerisinde her ırktan, her dinden ve her çeşit insana adil davranmış ve geniş özgürlükler tanımıştık. Bugün bile Foynica şehrindeki Fransiskon Kilisesi’nin duvarında 526 yıldır asılı duran 1478 tarihli Fatih Sultan Mehmed Han’ın;  “Ben Fatih Sultan Mehmet Han, bütün dünyaya ilan ediyorum ki; Bosnalı rahipler ve kiliseleri ve her din ve her milletten herkes himayem altındadır… Emrediyorum ki hiç kimse (Bende dahil) bu insanların özgürlüklerini sınırlamayacak ve onlara zarar vermeyecektir..” yazılı fermanı adil davranışımızın en iyi göstergesidir.  İşte batı ile Osmanlının farkı bu.
       Osmanlı’dan önce 13. yüzyılın ortalarında Moğol kasırgasından hicret ederek Balkanlara ilk gelen gönül ereni Sarı Saltuk’tur. Sarı Saltuk’un attığı ilk maya ile birlikte ardından diğer gönül Sultanlarının gelmesine de vesile olur, derken Anadolu kültürü buralara taşınır. Bektaşi dervişi olan Sarı Saltuk’un Balkanların çeşitli yerlerinde tıpkı bizim Yunus gibi Saltuk türbeleri vardır. Hakeza Nakşîlerde üç dalga halinde buralara gelerek toplumsal aydınlanma görevi yapmışlar;  ilk öncü olarak Übeydullah Ahrar (k.s) ve Abdullah İlahi Hz.leri Yunanistan’a ayak basmışlar,   ikinci dalga olarak Şeyh Lutfullah Üsküpte,  üçüncü dalga olarak da Şemsi Dede ve Ayni Dede Fatih’in ordusuyla birlikte Bosna’ya gelip Balkanları irşat etmişler. Aslında bir asıra yakın zaman diliminde Nakşîler Halveti tarikat-ı aliyyenin gölgesinde kalmışlar, daha sonraları yani XVIII. yüzyılın sonlarına doğru doruk noktaya ulaşmışlardır. Hüseyin Baba Zukiç Foynitsa’da temel dini eğitimini aldıktan sonra Hocasının işaretiyle sırasıyla; Konya, Semerkand ve Buhara’ya gelerek tasavvufu öğrenmiş, daha sonra da Bosna’ya dönerek Vukelyiçi’de Nakşibendî Tekkesini açmıştır. Böylece Bosna’nın Hüseyin Babası olmuştur.
    XVII. yüzyılın başlarında Mevlevi ve Kadiri Tarikatı mensupları Balkanlara gelir, onlarda zaman içerisinde güçlenerek tekkeler kurmuşlardır. Hatta Hacı Bayram Veli’nin sofileride gelmişler ve tekke kurup toplumsal aydınlanmaya hizmet etmişler.  Nitekim Rufailer de öyle, onlar da iki koldan dal budak salarak Bedevi ve Şazeli tarikatı olarak özellikle Saraybosna’da yerini almışlardır,  fakat zamanla nispetleri yok olmuştur.
     Ne zaman ki Osmanlı Balkanlardan elini ayağını çekince ister istemez Tarikatlarda etkisini yitirerek güç kaybına uğradılar. Hele hele Yugoslavya’da kominizmin nüksetmesiyle tekkeler resmi olarak kapılarına kilit vuruldu. Ancak 1970 yılında yeniden nefes alabilmişler ve 1974 yılında da tarikatlar bir araya gelip Tarikatlar Birliği adında entegresyona giderek yeniden toplumsal aydınlanmaya yönelik faaliyetler içerisine geçebilmişlerdir. Böylece 1980 yılına kadar tasavvuf Bosna kültüründeki yeri tekrar önem kazanır. Sırpların 1991–1995 yılları arasında bütün dünyanın gözü önünde giriştikleri katliamda Tasavvuf Erbablarının direnişi ve mücadelesi tarihte yerini alacak türdendir. O’nlar Bosna-Hersek savaşında canları pahasına kahramanca savundular, yılmadılar usanmadılar ve ellerinden gelen her nevarsa ortaya koydular.
      Dün tasavvufun gönül erleri Balkanları nasıl aydınlattılarsa,  bugünde Avrupanın ortasında Müslüman ülke olan Bosna Hersek aynı ruhla hale dipdiri ve tertemiz olarak güneş gibi duracağına inancımız tam. Bu yüzden o ışık orda durduğu sürece belli ki boş durmayacaklar. Dış mihraklar ne yaparsa yapsın, onlar bir kere inanmışlar Allah nurunu tamamlayacak diye. Dolayısıyla bu nur Balkanlardan da öteye taşacaktır elbet. Bu nuru ne kadar engellemeye kalkışsalar da güneş balçıkla sıvanamaz gerçeği bizim güç kaynağımız. Nitekim silahlar sustuğunda Mostar Köprüsünün yeniden inşa edilmesiyle birlikte köprünün doğu yakasında ezanların yankılanması batı yakasında ise çanların çalınması kaybolan bağların yeniden yeşertmeye yetti bile. İşte iki medeniyeti birbirine bağlayan köprünün anısı bu, hatta daha çok şeyler yazılabilir, ancak dil bu kadar şadan.      
         Vesselam.


Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
alp




Kayıt: Nis 04, 2007
Mesajlar: 780
Şehir: Unknown

Durum: Çevrimdışı
Mesaj Tarih:
 15 Tem 2010 Per - 10:43
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj konusu: Icon Yok Re: MOSTAR KÖPRÜSÜ VE TASAVVUF

Mostar unutulmayacak, unutulmazda.


Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
Mesajları göster:  
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder printer-friendly view
Mesaj Panosu -> Tarih Din ve Milli Time synchronized with the forum server time
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)


Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
You cannot attach files in this forum
You cannot download files in this forum




Powered by phpBB © 2007 phpBB Group

Atb2009 Theme by effectica ©
Atb2009 Theme conversion By GPLhunter - visit us at: evolution-themes.net
Forums ©
effectica.com AVRUPA TÜRK BİRLİĞİ

Spambot Killer
Site Map

[News Feed] [Forums Feed] [Downloads Feed] [Web Links Feed] [Validate robots.txt]

Copyright © 2009. A.T.B - PHP-Nuke Evolution GNU/GPL Support Evolution Germany
Bu Site ÖnBellek Sistemini Kullanmaktadır. ÖnBelleği Güncellemek İçin Tıklayın.
[ Sayfa Üretimi: 0.78 Saniye | Bellek Kullanımı: 12.14 MB | VT Sorgusu: 117 ]

Do Not Click