alp
Kayıt: Nis 04, 2007 Mesajlar: 775 Şehir: Unknown
Durum: Çevrimdışı
|
Tarih: 01 Arl 2009 Sal - 21:59
|
|
Mesaj konusu: ALLAH’IN HAKKI CEZALAR
|
|
ALLAH’IN HAKKI CEZALAR
ALPEREN GÜRBÜZER
Hududullah derken Allah’ın hakkı olan cezalar akla gelir. Bu cezalar dövme, hapis, organ kesme, öldürme ve recm şeklinde olur. Ki, bu konular Hududu Şeriyye veya Hukuk-i İlahiye kapsamında incelenir.
Allahü Teala; Bunlar Allah’ın haram kıldığı şeylerdir, onlara yaklaşmayın (Bakara/187) diye buyurarak Hududullaha işaret ediyor. Haram kılınan şeyler aynı zamanda kamu hukukunu ihlal edeceğinden, Haddi zina, Haddi kazf, Haddi hamr (içki cezası), Hadd-i sekr (sarhoş) Hadd-i sirkat (hırsızlık) gibi cezaları gerektirip, tatbikinde ise Veliyyül emir veya veliyyül emirin tayin ettiği naibi hükmünde veli bulunması şarttır.
Had; günahlar için bir kefarettir. Had cezasını çeken bir insana geçmişteki işlemiş olduğu suçları yüzüne söylemek haramdır. Çünkü o cezasını çekmiştir zaten. Had uygulanan kişiye, başına, yüzüne, karnına ve cinsel organına vurulmaz. Aynı zamanda yere de uzatılamaz, hatta bağlanmaz, üzerindeki giydiği elbise çıkarılıp sadece uyluklarına, kaba etlerine vurulur.
Demek ki İslam’da had cezası uygulanırken rasgele uygulanmıyor, belirli kurallar çerçevesinde işlem görür. Yani gerek ceza aletlerinin ve gerekse cellatın uyması gereken kaidelere riayetle had uygulanır. Bu kurallara uyulmazsa, mesala cellât için tam diyet ödeme (tazmin) gerektirir.
Bir şahıs hem zina, hem hırsızlık, hem içki içerse hakkında önce içki, sonra zina, daha sonra da hırsızlık cezası tatbik edilir.
Bir kimse bir şahsa iftira etse bir şahsında kasten elini kesse diğer şahsa kasten öldürse önce iftira haddi, sonra kısasen eli kesilir daha sonra da öldürülür.
Bir şahıs için hem Hududullah hem de şahıslara ait kul hakları birleşip bir yerde meydana gelmiş olmazsa önce şahıslara ait hadler uygulanır. Hududullah (Allah’ın hakkı) ile şahıslara ait hak bir yerde birleşirse şahıs hakkı affedilse de öncelikle Allah’ın hakkı yerine getirilir. Çünkü ispatlanan hududullah asla düşmez.
Yine bir şahıs zinadan dolayı recm, hırsızlıktan dolayı el kesme cezasına mahkûm olursa cinayetin velisi affetse bile ispatlanan Hakkullah düşmez. Fakat bir kimse oğlunun cariyesiyle ilişkide bulunduğu tespit edildiğinde zina haddi düşer (had gerekmez).
Anlaşılan odur ki; zina haddi ancak mülk şüphesi, akd şüphesi veya benzetme şüphesi gibi durumlarda had düşebiliyor.
Bir kimse şahitsiz evlendiği kadınla ilişkide bulunursa akd şüphesi söz konusu olduğundan had gerekmez. Fakat haram olduğunu bilirse tazir gerekir.
Hakeza bir kimse üç talak ile boşadığı kadını helal zannıyla iddeti içinde ilişkide bulunursa akd şüphesi olup, dolayısıyla had gerekmez.
Zina haddi evli olanlar için recm, bekâr olanlar için celde (değnek) cezası şeklinde uygulanır. Cinsel organları biribirinde kaybolursa (duhul) cinsel ilişkiden sayılır, kaybolmazsa (cinsel temasla) ilişki sayılmaz. Çünkü aktarım sözkonusu değildir, fakat o kişi şiddetle tedip edilir.
İhsan; iffet ve masumiyetini koruma diye tanımlanır. İhsan özelliği kazanan evli ve dul olana muhsan (erkek) ve muhsane (kadın), bekâr olana ise muhsan olmayan denir. İhsan sahibi olma içinde; akıl baliğ, hür, İslam, sahih nikâh gibi unsurlara haiz olmak gerekir.
Cahiliye döneminde zina edenler sadece hapsedilip azarlanırdı. İslam’ın gelmesiyle birlikte toplum içten içten kemiren bu fiillere karşı caydırıcı cezalar getirilerek ancak bu sayede kamu düzeni sağlanabilmiştir. Dolayısıyla İslamiyet’te muhsan için recm, bekâr için celde ya da dayak cezası diyebileceğimiz hükümler tatbik etmek esastır. Hâsılı; Hadler şüphe ile düşebiliyor sadece.
Özetle zinada had uygulanabilmesi için;
O fili işleyenin akil - baliğ olması, tehdide maruz kalmadan zorlamadan olması, delilin olması, nikâh akdi olmaması, kiralama ile ilgili olmaması, dilsiz olmaması ve dar’ül adil’de olması gibi unsurlar varsa o zaman had işlemine tabii tutulur.
Eşi olacak kadını görmeden evlenen bir kimsenin ifadelere dayanarak bir başka kadınla zifafa girse benzetme şüphesi bulunduğundan hakkında had gerekmez, fakat söz konusu o kadın bu durumda mihir hakkı kazanır.
Yabancı bir kadınla ilişkide bulunup da delil yoksa ya da dar’ül harb veya dar’ül bağiyde cinsel ilişkide bulunduğu sabitse İslam ülkesine geldiğinde had uygulanamaz. Yine zinanın haram olduğunu bilmeyen bir millet içinde yaşayıp da yeni iman etmiş olana had icab etmez.
Dar’ül İslam’da cinsel ilişki yapılması, dört şahitle zinanın ispatlanmış olması ve itiraf edilmesi had işlemi için yeterli sebeplerdir.
Hz. Ömer (r.anh); had’leri yapabildiğiniz kadar düşürmeye çalışın. Çünkü hâkimin afta hata yapması, cezada hata etmesinden daha hayırlıdır diye öğütlüyor. Şüphelerden dolayı hadleri düşürmek hâkimler için menduptur. Veliyyül Emr’in yönetiminin dışında (Dar’ül harpte) vuku bulan zina için had gerekmez. Bir asker girdiği dar’ül harpte zina hayâsızlığında bulunacak olursa hakkında had tatbik edilemez.
Zina yapan zimmî; Benim inancımda zina helaldir derse itibar edilmez. Çünkü iddiasında yalancıdır.
Bir ölü hakkında yapılan zina için had gerekmez. Fakat taziri gerektirir. Hayvanla yapılan ilişkide böyledir. Cinsel ilişkide bulunulan hayvan kesilerek yakılır. Yararlanılması mekruhtur. Bu hayvan eti yenilen cins hayvan ise kesilip etinin yenilmesinde İmam-ı Azam’a göre caizdir. İmameyn’e göre ise et yakılmalıdır. Yakılmasının hikmeti ise hayvan sahibinin utandırılmaması içindir.
Zinanın ispatlama şekli iki türlüdür; hâkimin huzurunda dört kez itiraf etmek ya da dört erkeğin şahitliği ile gerçekleşir. İtiraf eden kişiye haddi düşürmek için Hâkim; ‘Belki aranızda nikâh var, rüya görmüş olmayasınız’ gibi bazı telkinlerde bulunarak telkini kişinin itirafında rucü (geri dönmesi vazgeçmesi) için çaba sarf eder. Telkine rağmen itirafçı şer’i cezasının tatbiki için israr ederse had cezasıyla hükmedilir. Farzı muhal hâkim huzurunda zina itirafında bulundu, fakat kadın bunu inkâr ederse İmam-ı Azam’a göre had icra edilemez. İmameyn’e göre ise itirafcı hakkında had icra edilir. O halde itiraf açık olmalı. Dolayısıyla dilsizin itirafına (yazarak-işaretle de olsa) itibar edilmez. Hatta itirafta bulunan şahsın üreme organında cinsel ilişkiye engel durum varsa yine had tatbik edilemez.
Zina dört şahidin görmelerine dayanarak had cezası uygulanır demiştik. O halde şahitlerin dördü de erkek, aynı zamanda hür, adil, mükellefiyet gibi özelliklere sahip olmalı ve yine dördüde bir mecliste şahitlikte birleşerek beyanlarını açık söylemeleri gerekir.
Zina suçlaması için müddet, yani zaman aşımı sahih olan görüşe göre bir aydır. Şahitler bildiği zina hayâsızlığını gizleyip gizlememekte serbesttirler. Şahitlerin zina isnadında hepsinin ittifakta bulunması gerekir. Ayrı ayrı ifadeler ya da çelişkili ifadeler haddi düşürür. Çünkü birliktelik gerçekleşmemiştir. Adil olmayan dört şahidin şahitlikleri de haddi düşürür.
Kocası ve efendisi olmayan hamile kadına kimden gebe kaldın sorusu sorulmaz. Bunu yapmak fahiş olayı yaymak olacaktır. Onun için bu gibi durumlar yasaktır. Allah Rasulü zina itirafında bulunan Maiz’e üç kez itiraf ettirmesi haddi düşürecek özel tekin gibi sebeplere dayanır. Nitekim araya Hz.Ebubekir girerek: ‘Ya Maiz dördüncü defa itiraf edersen Rasulü Kibriya Efendimiz (s.a.v) recm cezasını tatbik eder’ uyarıları haddi düşürme manevralar anlamına gelir. Fakat zina itirafında bulunan Maiz itirafında devam edince recm edildi. Öyle ki Allah Resulü onun hakkında; ‘Ölüleriniz için yatığınız şeyi onun içinde yapınız. O muhakkak öyle tevbe ile tevbe etti ki eğer onun tevbeyi bütün dünya halkına taksim edilecek olsaydı hepsine de kifayet ederdi, ben onu cennet ırmaklarına dalıp çıkarken gördüm’ diye buyurmuştur. Zina hakkında itiraftan dönmek caiz, fakat şahitliklerinden dönen şahitler recm gerçeklememişse şahit diyetin ¼’ünü öder. Şahitliğe dayanarak recm edilen şahsın cinsel organları kesilmiş olduğu ortaya çıkarsa şahitler diyetini öder. Ehil olmayan şahitliklerine dayanarak recm edilen şahsın diyetini beytümal tazmin eder. Çünkü şahitlerin vasıflarını araştırma kusurundan kaynaklanan durum ortaya çıkmıştır.
Birden fazla zina yaptığı ispatlanan şahsın hakkında yalnız bir had cezası kâfidir. Ancak celd şeklinde had yapıldıktan sonra yine aynı fiili yaparsa hakkında tekrar had uygulanabilir. Zina haddi uygulanan şahsın, o kadına tazminat vermesi gerekmez. Çünkü zina gereği had ile tazmin birleşmez.
Bir şahıs zina yaparken kadının ölümüne sebep olursa zinadan dolayı had, öldürmeden dolayı ise diyet gerekir.
Bir şahıs yaşıtıyla cinsel birleşmede bulunulmayacak bir kız çocuğu ile zina yaparak cinsel organına zarar verirse hakkında had icra edilmez. Tazir cezası uygulanır. Çünkü böyle bir çocuk zinaya mahal değildir, bu durumda 1/3 emsal mihr vermeye mecbur olur.
Bir kimse zaman aşımına neden olarak firar ederse, ya da kadının cinsel organının retka (bitişik), yani cinsel ilişkiye engel olduğu anlaşılırsa, ya da şahitlerden birinin recme iştirak etmekten çekinmesi durumunda haddi düşürme yeterli neden sayılır.
Celde; hür erkek için yüz değnek köle erkek için elle değnekdir. Bunların bir günde vurulması şart değildir. İki gün içerisinde yarı yarıya da uygulanabilir.
Zina isnat edilen bir şahıs hakkında iftiraya binaen uygulanan cezayada Hadd-i kazf denir.
İspatlanmış zina için evli erke ve kadınlar için recim, bekârlar için celdeden ibaret olan cezaya da Hadd-i zina denir. Nitekim celdelerin sayısı hür erkek ve kadın için yüz, köle içinde elli değnek vurmak şeklindedir.
Erkek ve kadını işledikleri suçdan dolayı atılan taşlarla öldürmeye recm denir.
Hadden maksat caydırma ve uslandırmadır, yaygın kanaatin aksine öldürmek değildir.
Hamile kadına zina haddi hemen uygulanmaz, çocuğunu doğurana kadar hapsedilir. Çocuk doğurduktan sonra ertelemenin yararı yoktur. Ancak çocuğun başka mürebbisi yoksa ertelenebilir.
Bir başka hususta şahitler hazır bulunmadıkça had icra edilemez. Hakeza recme hükmeden hâkim recm yapılmadan ölürse had icra edilemez. Yeni Hâkim yeniden delil getirmesi gerekir. Hatta ikinci Hâkim recm konusunda bir Hâkimin diğer Hâkime gönderdiği mektuba dayanarak haddi uygulayamaz.
Recm edilen bir Müslüman yıkanır, kefenlenir, cenaze namazı kılınır ve İslam mezarlığına defnedilir. Bekâr için yüz celde ve sürgün cezası, muhsan içinse recm cezası verilir. Zina isnad edilen şahsa makzuf, başkasına zina isnad eden şâhısa kazif, zina isnad edilen sözede makzufun bih denilir. Kazif iddiasını ispat edilebilirse hakkında had icra edilemez.
Kazf haddinin tatbiki için kazifin akıl baliğ, tercih sahibi (muhtar) olması, dört şahitle ispat etmekten aciz olmaması şarttır.
Makzufe ait şartlar ise; muhsan olması, bilinen şahıs olmalı, konuşur olması, cinsel ilişkiye engel olmayacak bir durum, yani cinsel ilişki kurabilecek durumda olmalıdır.
Makzufün bihe ait şartlar da; yapılan kazf açık lisanla olmalı, dil ile yapılması gerekir. Zina kelimesi ile aynı manayı ifade eden başka dillere ait kelimeler de olsa fark etmez. Bir kadına hitaben, ‘Ey facire, kocanı rezil ettin’ ya da birisine zina isnad eden şahsa ‘Sen doğru söylüyorsun’ demek kazf’dir. Fakat ‘Senin elin, gözün, arkan zina etti, sen daha doğmadan zina ettin, sen daha yaratılmadan zina ettin, sen zorla zina ettin, sen bunak veya mecnun halde, ya da uykuda zina ettin, sen annenin oğlu değilsin, sen zina edersin’ sözleri kazf sayılmaz.
Ey zani oğlu, Ey zaniye oğlu, veled-i zina, ibn-i zina, Ey zani, sen babamın oğlu değilsin ifadeleri açık olup kazif haddi gerektirir. Bir kimseye luti demek kazf sayılmaz. Fakat orospu, zaniye, sen piçsin ifadeleri kazf haddini gerektirir. Kazfın meydana geldiği yere ait şartlar öncelikle dar’i adilde meydana gelmeli. Aynı zamanda kazf haddi kamu maslahatı gereklerindendir. Çünkü bu sayede kamunun şahıslarının şerefleri korunabiliyor ancak. Kazif ayakta durdurularak gereken müeyyide uygulanmalı. Zira kazf haddi zina haddinden daha hafif tarzda icra edilir. Zina isnadında bulunan şahsa (kazif) orta bir halde yapılır. Fakat kazife ayakta değil, bilakis oturmalıdır. Nitekim bu durum örtünmesine daha müsait olacaktır.
Kazf haddini uygulayacak olan memurun akıl ve darb usulüne vakıf olması lazım gelir. Kazf, hırsızlık zina içkiden dolayı darb şeklinde had uygulanması gerekirse; önce kazf haddi sonra Veliyyül emr şerii ölçüler kapsamında dilediğini uygulamada serbesttir. Bununla beraber diğer kalan hadler arka arkaya uygulanamaz.
Kazf, hırsızlık, içki, zina için darb cezası, ya da recm cezası gerekirse; önce kazf haddi icra edilir, sonra hırsızlık için tazmin, daha sonra recm uygulanır, dolayısıyla bu durumda diğer ceza tatbikleri düşer. Kazf haddi, hırsızlık haddi, zina haddi, içki haddi için kısas cezası gerekirse; önce kazf haddi icra edilir, sonra çalınan mal için tazmin, daha sonra kısas uygulanarak diğer hadlerin düşmesi sağlanır.
Öldürme cezası, içki haddi, zina haddi gibi cezalar bir araya gelirse recm cezası uygulanır diğerleri düşer. Kazfden dolayı hüküm giymiş (ceza verilmiş) kişi tevbe etsede şahitliği makbul değildir. Ancak diyanet ve ibadet hususları bundan müstesnadır.
SARHOÅžLUK VE HIRSIZLIK
Az veya çok hamr (=şarap) denilen içkinin içilmesinden dolayı tatbiki gereken cezaya hadd-i hamr (hadi şurb) denir. Bu konuda ceza hür erkek ve kadın hakkında seksen, köle hakkında da kırk celdedir.
Müskirat; katı müskirat ve sıvı müskirat diye tasnif edilir. Katı müskiratlar esrar, beng, afyon, vs.dir. Sıvı müskiratlar ise üzüm, hurma, buğday, arpa ve diğer meyvalardan oluşur. Yaş üzümden elde edilen müskiratlar da hamr; bazik müselles, munassef ve buhte diye adlandırılır. Kuru üzümden elde edilenler ise Naki-ı zebib ve Nebizi zebib diye nitelendirilir.
Katı sarhoş edici şeyler bitki cinsinden sayılırlar. Fakat bunlar mubah içecek türü ilaç kategorisine girdiğinden dolayı şayet içip sarhoşluk durumu ortaya çıkarsa hakkında tazir cezası lazım gelirse de had icra edilemez.
Yaş üzüm içkisi, hurma içkisi, kuru üzümün içkisi, bal, incir, buğday, arap içkileri kaynatılıp ağırlaştırılırlarsa da sarhoş edici hale gelmedikçe veya eğlence maksadıyla içilmedikçe mubahtır. Fakat sarhoşluk verecek hale gelirse yasaktır, bu yüzden haddi gerektirir. Sarhoşluk veren maddenin azını içmek taziri gerektirip, sarhoşluk vermedikçe had uygulanamaz.
Bir içkiye su karıştırıldığında su içkiden fazla ise sarhoşluk vermedikçe had gerektirmez. Su içkiden az ise veya eşit ise sarhoşluk versin veya vermesin had gerektirir.
İçki haddi hür erkek ve kadın için seksen değnek, köle için kırk celdedir. Haddi gerektiren sarhoşluk ölçüsü; abuk sabuk konuşmak ve ağzından sarf ettiği lafları birbirine karıştırmakla anlaşılır.
Sarhoşluk için en az iki adil erkek şahit yeterlidir. Yine sarhoş için had cezasının tatbiki için akıl baliğ olması, Müslüman olması, dar’ül adilde olması ve sarhoşluk hükmünü bilmiş olmalıdır. Aynı zamanda muhtar (kendi iradesiyle) ve zaman aşımı olmamalıdır.
Sarhoş edicilerden sayılmayıp da herhangi bir sıvı içmesinden dolayı her nasılsa sarhoş olan için had gerekmez. İçki ve sarhoşluk ispatlandığında af ve müsamaha cari olmaz. Çünkü bu hadler ilahi haklardandır.
Şahitlerin şahitlikten vazgeçmesi veya şahitlerin şahitlik ehliyetini yitirmesi ile (mesela cinnet getirmesi, bunamak gibi) içki haddi düşer.
Harze; malın saklandığı yer demek olup, Harze binefsihi ve hırz bigayrihi diye tasnif edilirler. Evler, dükkânlar, çuvallar, kasalar, sandıklar vs. bu hükme tabidir. Yani Harze binefsihi türüne girer. Mescidler, yollar, sahralar vs.ise Hırz bigayrihidir.
Hırsızlık haddi için gereken şartlar ise; akıl – baliğ olması, konuşur olması, hırsızın malı çalınanın ortağı olmaması, hırsız ile malı çalınan arasında akrabalık olmaması ve karı koca olmamalı gibi kaidelerdir.
Ortağı mal çalarsa had gerekmez, ama tazir gerekir. Birbirlerinin evlerine izinsiz girebilen (amca, baba, ana, kardeş, evlat vs.) malı çalmış olsa dahi had gerekmez. Çünkü akrabalık ilişkileri söz konusudur. Had uygulanırsa akrabalık ilişkileri kesilmiş olur ki, İslam buna müsaade etmez.
Karı koca aralarında mal çalsa had gerekmez.
Sütkardeşlerin aralarında yapacağı hırsızlıktan dolayı İmamı Azam’a göre had icab eder. Fakat sütannenin malını çalmaktan dolayı İmam Yusuf’a göre had icra edilemez.
Altın, gümüş, bakır, kalay, inci, cevher vs. gibi mutlak mallar, insanların zengin olmak için sakladığı mallardır.
Çalınan mala ait şartlar ise özetle şunlardır;
— Mutlak mal olması gerekir (demir, bakır, altın vs.),
—Darül İslam’da olmalıdır,
—Çalınan şey haddi gerektiren şeylerden olmalı, aynı zamanda çalınan şey en az nisap miktarında olmalı,
—Çalınan şey mutlak korunmuş olması gerekir,
—Çalınan yer izinsiz giremiyeceği yer olmalı, yani çalma olayında gizlilik şarttır.
—Çalınan mal süratle bozulur cinsten olmamalı.
Harbinin malı masum değildir. Fakat mültecinin malı geçici olarak masum olsa da esasen harbi olduğundan malında mübahlık şüphesi vardır.
Hakkında hırsızlık haddi icra edilmiş bir hırsızın çalmış olduğu malı diğer bir hırsız çalarsa bu ikinci hırsız hakkında had gerekmez. Çünkü bu durumda mal sahibinin masumiyeti düşmüştür.
Bir hırsız çaldığı maldan dolayı had icra edilip tekrar o malı çaldıysa yeniden had uygulanmaz. Fakat çaldığı mal değişikliğe uğradıysa (örneğin iplik iken dokuma haline geldiyse) had gerekir. Çünkü malın masumiyeti düşmüş, yerine bir ismetlik özelliği kazanmıştır.
Taze etler, tuzlu balıklar, sütler, av hayvanların kuşları gibi süratle bozulan şeyler cinsinden yiyilmek üzere hazırlanmış yemekleri çalmakla had gerekmez.
Ayrı ayrı evlerden çaldıkları mal nisap miktarına ulaşsa da had gerekmez. Çünkü toplumca nisap söz konusu olsa da her biri nisap miktarına daha henüz ulaşamamanın yanı sıra aynı zamanda ayrı ayrı evler olması dolayısıyladır. Fakat bir ev içinde birden fazla kişilere ait olan yerde nisap miktarı mal çalarsa had gerekir. Çünkü burada kişiye değil korunduğu yere bakılır. Korunmayan malı çalmak haddi gerektirmeyebilir. Nitekim mera gibi yerlerde başında koyun çobanı da olsa çalmakla had gerekmez. Çünkü bu hayvanların mer’aya korunmak için değil otlatılmak için koyulmuştur. Fakat ağıllarda, ahırlarda çalınırsa had lazım gelir.
Bir kişi izinli olduğu veya herhangi bir girip çıktığı yerden isterse o mal sahibinin başı altında bulunmuş olsun çaldığı maldan dolayı had gerekmez. Fakat izin verilmediği vakitte (geceleyin) çalarsa had gerekir.
Bir kimse çaldığı malı elde ettiği halde veya dışarı atıp daha kendisi dışarı çıkmadan yakalanırsa had gerekmez.
Bir kimse evin duvarını delip elini uzatarak bazı şeyleri çalsa had gerekmez. Zira vücudu dışarıdadır.
Geceleyin yapılacak hırsızlıkta başlangıç itibarı ile gizlilik şart olup, gecenin sonunda şart değildir. Gündüzün ise hem başlangıç hem de sonunda gizlilik şarttır. Geceleyin sahibinin gözü önünde izinsiz çaldığı maldan dolayı had gerekir. Çünkü her ne kadar sahibinden gizli olarak mal alınmamış olsa da halktan gizli olarak almıştır. Gündüzün sahibinin gözü önünde yaparsa had gerekmeyebilir. Nitekim her an dışarıdan yardım isteme imkânı vardır.
Bir kimse borçlusundan alacağı meblağa denk aynı cinsten malını çalarsa had gerekmez. Fakat başka cinsten çalarsa had gerekir.
Hırsızlığın ispatı ve haddin olması için;
Hırsızın bizzat itiraf etmesiyle, en az iki mükellef şahitle, şahitler adil erkek ve çalınan malın zaman aşımına uğramaması gerekir.
İmamı Azam ve İmam Muhammed’e göre itiraf bir kez yeterlidir. İmam Yusuf’a göre iki defa farklı meclisde itiraf etmesi gerekir. Fakat zorlayıcı itiraf geçerli değildir.
Hırsız dava açma hakkına sahip değildir. Çünkü onun eli mülk eli değildir.
Hırsızlık hadisesi sabit olunca hırsız hakkında organ kesme cezası verilir. Şöyle ki sağ bileği kesilir, tekrar yaparsa sol ayağı mafsallardan kesilir, tekrar yaparsa artık hiçbir azası kesilmez, belki haps edilir.
Bir hırsız müteaddid defalar çaldığı maldan dolayı hakkında açılan dava sonucu mahkemece usulen bir eli kesilirse bütün o hırsızlıklara karşı bir ceza olmuş olur. Artık bir başka uzvu kesilemez.
Hırsızlık haddini uygulamaya yetkili, veliyyül emir ya da izinli olan hâkimlerdir.
Tutuklu bir hırsızı veliyyül emrinden habersiz sağ elini kesen kişi kısas gerekmese de tedibi hak eder.
Hırsızın itirafında dönmesiyle, mal sahibinin hırsızın itirafını tekzib etmesiyle, mal sahibinin şahitlerin şahitliklerini tekzib etmesi durumlarında hırsızlık haddi düşer.
Yolcuların mallarını gizlice kaçıranlar yol kesici sayılmazlar. Alalede hırsız sayılırlar sadece.
Yol kesene (muharip) kat-ı tarik, hadisenin cerayan ettiği yere maktun fih, alınan mala maktun ley, yol kesenlerin her birinede maktün aleyh denir.
Yolcuları korkutmak, soymak, öldürmek, hem soymak hemde öldürmek yol kesiciliğin çeşitlerine girer. Şahısları öldüren, yaralayan, korkutan, namuslarına saldıran, yollarda muharip vaziyeti alan her şahıs yol kesicidir (muharip).
Bir yol kesici birini öldürdükten sonra yakalanmadan tevbe ederse hakkında öldürme cezası düşmez. Daha kimseyi öldürmeden, kimsenin malını almadan yakalanan yol kesiciler tevbe ederse iyileşme amareleri görülünceye kadar haps edilirler. Yolcuların mallarını soymak suretiyle yol kesicilik haddi her birinin sağ eliyle sol ayağının eklemlerinden kesmekle ceza gerçekleşir.
Had ile tazmin bir araya gelmez. Yalnız öldürmek suretiyle yol kesiciliğe uygulanan had ise öldürülmektir. Hem mallarını hemde öldürmek suretiyle yol kescilik yapanlara uygulanan hadde veliyyül emr serbestir, dilerse önce keser sonra öldürür, dilerse sadece öldürür.
Yol kesiciliğin gerçekleşmesi için akıl-baliğ, erkek, yolları kesilenlerin Müslim ve zimmî olması, yolcuların ellerinde bulunan malların kendilerinin veya ödünç, zimmetinde, emanetinde olması gerekir.
Yol kesicilikte alınan mallara ait şarlar ise muhafızın kontrolünde saklanılan mal olması ve nisap miktarına baliğ olması (on dirhem) gerekir.
Yol kesiciliğin meydana geldiği yere ait şartlar da; darül İslamda ve şehir dışında olması gerekir.
Yolcularla ilgili şartlar ise; aynı kafile fertlerinden olmamaları, yol kesicilerle yol kesilenler arasında akrabalık bulunmamasıdır.
İtirafla, delille (en az iki erkek şahit) yol kesicilik sabit olur.
Yol kesiciler hakkındaki selahiyet; Veliyyül emr veya Naibin (hâkime ait) yetkisindedir. Veliyyül emir ve naibinin(vekili) olmadan bir kişi yol kesicinin elini keser veya öldürürse taziri hak eder. Yani kısas ve diyet lazım gelmez.
Anlaşılan yolcuların yol kesicilerin itirafını tekzib etme, yolları kesilenlerin getirilen şahitleri tekzib etme, yol kesicilerin tevbekar olmaları ve zaman aşımına uğraması yol kesiciliği düşüren sebeplerdendir.
Hâsılı; yolcular kendilerine tecavüz eden yol kesicilerden bazılarını öldürürlerse üzerlerine bir şey lazım gelmez.
TAZİR
Tazir; engelleme, red, zorlama, aşağılama ve terbiye etme anlamına gelir. Hukuk dilinde tazir tedip ve ceza demek, suçu işleme cüretinden caydırmak demektir. Tazir cezaları yedi kısma ayrılır:
İhtar, vaaz ve nasihat, sert yüz gösterme, tekdir ve tevbih, habs etmek, sürgün, teşhir ve görevden alma, kulak bükmek, darb ve dayak gibi nakdi cezalardan ibarettir.
Tekdir ve tevbih ise; suçluyu azarlamadan sert sözler söylemek demektir. Hz. Ömer (r.anh) yakışıklılar genci bazı kadınları fitneye düşürme muhtemeli üzerine sürgün etmiştir. Bununla birlikte Hz. Ömer aynı gerekçelerle başka bir şahsı daha sürgün etmişti. Fakat O şahısta irtidad edip Rum ülkesine katılmıştı. Bunun üzerine sürgün ve uzaklaştırma konusunda ihtiyatla hareket etmekte fayda var. Hele bir yabancı bir memlekete sürgün asla caiz değildir. Zira Hz. Ömer bu olaydan sonra; ‘Bundan sonra kimseyi sürgün etmem’ deme metaneti gösterebilmiştir.
Teşhir; eşeğe ters bindirilerek şehir içinde dolandırmak, ya da rezil etmek gibi caydırmaya yönelik bir ceza türüdür.
Tazir maksadıyla darb-dayak on değneğe kadar dövülebilir. On değnekten fazla vurulmaz. Ancak başkasının cariyesine, bir ölüye cinsel ilişkide bulunana doksan dokuz değnek vurulabilir. Sille tokat vurmak suretiyle tazir caiz değildir. Ramazan ayında gündüzün içki kullanan şahıs hakkında had ile beraber yirmi değnek vurulur ancak.
Tazir için icab eden şartlar ise; taziri hak eden şahsın bir kere akıllı olmasının yanı sıra alışverişine fesat karıştıran, gerçeğe aykırı beyanda bulunan, belediyenin koyduğu fiattan fazlasına satan veya zimmîye söven olmalı ki taziri hak ede. Ameli konularda da tazir vardır. Mesela bir çocuğa yedi yaşında namaz kılmak emredilir, on yaşında iken kılmazsa uslandırma ve ıslah maksadıyla dövülür. Hatta büyük zatlara dil uzatanlar hakkında da (Peygamberlere, sahabiye, sadatlara, seyyidlere, âlimlere) dövme, hapis ve başka şekilde taziri gerektirir.
Ramazanda özürsüz oruç bozan bir mukim taziri hak eder. Toplum ahlakına aykırı çılgınlıklarda bulunanlarda taziri hak eder.
Bidatçı bidatini halk arasında yaymaya devam etmekte ısrar ederse tazir gerekir. Gerçeğe aykırı jurnalcilik, cuma namazını engellemek, resmi sıfatını kullanıp sahtekârlık yapmak, seyyid olmadığı halde seyyidliği kullanmak da tazir gerekir. Zorlanmış olarak gayri meşru ilişkide bulunana da tazir gerekir. Öldürmek maksadıyla yemeğe zehir katan, bir kimsenin malını elinden almak için şerbetine sarhoşluk veren madde katmak da taziri gerektirir. Gebe kadını korkutup ve dövmekte öyledir.
Kendi kölesini öldüren tazire müstehak olup haps edilir. Bir kimsenin evini ve ekinlerini yakan hem tazmin hemde tazir gerektirir. Hakeza ölülerin kefenlerini soyana da tazir gerekir. Yine casusluk yapanlarda tazir cezası verilir. Umum arazileri işgal edenler tazir cezası verilir.
Örnekleri sıralamaya devam edelim isterseniz. Şöyle ki; hayvanlara ve ölüye cinsel ilişkide bulunmak, hırsızlık maksadıyla evin duvarını delen, kilidi açarak içeriye girip, eşyaları toplarken yakalanan hakkında tazir gerekir (hapis-dayak şeklinde). Salih bir insana; müşrik- kâfir ithamında bulunmak ve büyü yapmakla tazir edilir. Babasına sözle eza veren, çocuklarına içki içiren, çocuklarına sövüp sayan, her lisanda örfe göre çirkin sözler söyleyen, rüşvetçilik yapanlara tazir gerekir. Devletin parasını taklit edip sahte para basanlarda hakeza öyledir.
Karısını haksız yere döven, kadın hayızlı ve nifaslı iken cinsel ilişkide bulunan tazir edilir. Kumar gibi vasıtalara başvurarak halkın paralarını ellerinden alma girişimleri tazir gerektirir. Bir kimseye karşı öldürme ve yaralama maksadıyla silahın göstererek hücum eden tazir edilir (hapis, dövülme). Hatta birbirini döven iki şahıs hakkında ikisi de karşılıklı tazir edilir.
Hamile kadın dövülmek suretiyle eğer muzga (et parçası) düşmesine sebebiyet verdiyse şiddetli tazir ve haps ile tedip edilir. Şayet düşen cenin ise tazirden başka gurre denilen nakdi cezaya da çarptırılır.
Ebe bir kadın, hamile kadınların çocuk düşürmek için ilaç vererek düşmesine neden olup veya bazı kadınlarında ölümüne sebep oluyor ya da bu işi alışkanlık haline getirmişse veliyyül emrini emriyle uslandırılması meşru olur. Ölüleri mezardan çıkarıp yakan da tazir edilir.
Ayak takımı bazı kimselerin kendi aralarında taziri hak eden laflar söyleyerek birbirlerinden incinmediklerinden dolayı tazir gerektirmeyebilir.
Tazir ancak itiraf, delil, şahit, yeminden dönme, hâkimin bilgisiyle ispatlanabilir. Tazirin iki erkeğin şahitliği ile olduğu gibi, bir erkek ile iki kadının şahitliği ile de ispatlanabilir. Bu hususta şahitlik üstüne şahitlikte muteberdir. Aslında tazirde bulunmaya her Müslüman yetkilidir. Peygamberimizin; ‘Sizden biri kötülük gördüğü zaman onu eliyle, gücü yetmezse diliyle, onunla da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin’ hadis-i şerifi buna delildir zaten. Tabiî ki öncelikle tazir cezası veliyyül emre, naibi, hâkimlere ve memurlara aittir.
Kişi hukukuyla ilgili suçlardan dolayı tazire selahiyet yalnız Veliyyül emr ve naiplere aittir.
Bir kimse ister kendi karısı, ister mahremi isterse bir başka yabancının gayri meşru ilişkide bulunduklarını görünce, bağırarak dayak ile mani olması icab eder. Onları öldürmesiyle de bir tazmin lazım gelmez. Hatta kendi karısını gördüğünde bağırmaksızın, dayak atmaksızın zani ile zaniyeyi öldürebilir.
Bir efendi kölesini, bir hoca talebesini, bir koca karısını ihtiyaç anında uslandırma maksadıyla hafif dövebilir, aşırı döverse taziri hak eder.
Darb cezası; kalın giysisi çıkarılıp ayakda dövme cezasıdır. Darbelerin adedi nispeten az veya duruma göre şiddeti fazla olan ceza şeklinde uygulanabilir.
Tazir ile had arasında ki fark; tazirde veliyyül-emr cezanın miktarını belirleyebilir had’de ise belirleyemez, had zaten önceden takdir edilmiş ve belirlenmiştir. Tazirde şefaat kabul edilir, had’de ise caiz değildir. Tazir cezası veliyyül-emr, emirler, hâkimlerce tatbik edileceği gibi her Müslüman’ın da kendi çapında tazirde bulunma durumu da söz konusudur. Fakat Had sadece veliyyül-emr ve naibince uygulanır.
Faydalanılan kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen’in Hukuki İslamiyye ve Kamusu eseri.
|
|
|