ATB İçerik   
 
 
 

İlan Duyuru ve selamlaÅŸma   
 
 

Sadece Üye Girişi Yapmış Olanlar Sohbet Edebilir. Lütfen Giriş Yapın ya da Üye Olun.
 

Anket   
 
 
Sitemizde Ne Görmek ıstersiniz?

Daha Çok Avrupadan Haber!
Daha Çok Türkiyeden Haber!
Köşe Yazıları!
Röpertajlar!



Sonuçlar
Oylama

Toplam Oy 118
Yorumlar: 0
 

Haberler   
 
 

Newsletter

Haber Bültenimizi almak için Üye Olmalısınız

Üye olmak için Tıklayın

 

ATB HAC   
 

 

Cenaze Nakil   
 

 

Avrupa Türk Birliği - Verband der Türkischen Kulturvereine in Europa :: Başlığı Görüntüle - ALLAH’IN HAKKI CEZALAR
  •  Forum   •  Faqs   •  Search   •  Member list   •  User groups   •  Profile   •  Private msg

Aranacak sözcük yer
Avrupa Türk Birliği - Verband der Türkischen Kulturvereine in Europa Gelişmiş Arama

ALLAH’IN HAKKI CEZALAR

 
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder printer-friendly view
« Önceki baÅŸlık :: Sonraki baÅŸlık »  
Yazar Mesaj
alp




Kayıt: Nis 04, 2007
Mesajlar: 775
Åžehir: Unknown

Durum: Çevrimdışı
Mesaj Tarih:
 01 Arl 2009 Sal - 21:59
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj konusu: Icon Yok ALLAH’IN HAKKI CEZALAR

ALLAH’IN HAKKI CEZALAR
ALPEREN GÜRBÜZER

       Hududullah derken Allah’ın hakkı olan cezalar akla gelir. Bu cezalar dövme, hapis, organ kesme, öldürme ve recm ÅŸeklinde olur.  Ki,  bu konular Hududu Åžeriyye veya Hukuk-i İlahiye kapsamında incelenir.
      Allahü Teala; Bunlar Allah’ın haram kıldığı ÅŸeylerdir, onlara yaklaÅŸmayın (Bakara/187) diye buyurarak Hududullaha iÅŸaret ediyor. Haram kılınan ÅŸeyler aynı zamanda kamu hukukunu ihlal edeceÄŸinden, Haddi zina, Haddi kazf, Haddi hamr (içki cezası), Hadd-i sekr (sarhoÅŸ) Hadd-i sirkat (hırsızlık) gibi cezaları gerektirip, tatbikinde ise Veliyyül emir veya veliyyül emirin tayin ettiÄŸi naibi hükmünde veli bulunması ÅŸarttır.
      Had; günahlar için bir kefarettir. Had cezasını çeken bir insana geçmiÅŸteki iÅŸlemiÅŸ olduÄŸu suçları yüzüne söylemek haramdır. Çünkü o cezasını çekmiÅŸtir zaten. Had uygulanan kiÅŸiye, başına, yüzüne, karnına ve cinsel organına vurulmaz. Aynı zamanda yere de uzatılamaz, hatta baÄŸlanmaz, üzerindeki giydiÄŸi elbise çıkarılıp sadece uyluklarına, kaba etlerine vurulur.
     Demek ki İslam’da had cezası uygulanırken rasgele uygulanmıyor, belirli kurallar çerçevesinde iÅŸlem görür. Yani gerek ceza aletlerinin ve gerekse cellatın uyması gereken kaidelere riayetle had uygulanır. Bu kurallara uyulmazsa,  mesala cellât için tam diyet ödeme (tazmin) gerektirir.
     Bir ÅŸahıs hem zina, hem hırsızlık, hem içki içerse hakkında önce içki, sonra zina,  daha sonra da hırsızlık cezası tatbik edilir.
     Bir kimse bir ÅŸahsa iftira etse bir ÅŸahsında kasten elini kesse diÄŸer ÅŸahsa kasten öldürse önce iftira haddi, sonra kısasen eli kesilir daha sonra da öldürülür.
      Bir ÅŸahıs için hem Hududullah hem de ÅŸahıslara ait kul hakları birleÅŸip bir yerde meydana gelmiÅŸ olmazsa önce ÅŸahıslara ait hadler uygulanır. Hududullah (Allah’ın hakkı) ile ÅŸahıslara ait hak bir yerde birleÅŸirse ÅŸahıs hakkı affedilse de öncelikle Allah’ın hakkı yerine getirilir. Çünkü ispatlanan hududullah asla düşmez.
       Yine bir ÅŸahıs zinadan dolayı recm, hırsızlıktan dolayı el kesme cezasına mahkûm olursa cinayetin velisi affetse bile ispatlanan Hakkullah düşmez. Fakat bir kimse oÄŸlunun cariyesiyle iliÅŸkide bulunduÄŸu tespit edildiÄŸinde zina haddi düşer (had gerekmez).
       Anlaşılan odur ki; zina haddi ancak mülk şüphesi, akd şüphesi veya benzetme şüphesi gibi durumlarda had düşebiliyor.
        Bir kimse ÅŸahitsiz evlendiÄŸi kadınla iliÅŸkide bulunursa akd şüphesi söz konusu olduÄŸundan had gerekmez. Fakat haram olduÄŸunu bilirse tazir gerekir.
       Hakeza bir kimse üç talak ile boÅŸadığı kadını helal zannıyla iddeti içinde iliÅŸkide bulunursa akd şüphesi olup, dolayısıyla had gerekmez.
       Zina haddi evli olanlar için recm, bekâr olanlar için celde (deÄŸnek) cezası ÅŸeklinde uygulanır. Cinsel organları biribirinde kaybolursa (duhul) cinsel iliÅŸkiden sayılır, kaybolmazsa (cinsel temasla) iliÅŸki sayılmaz. Çünkü aktarım sözkonusu deÄŸildir, fakat o kiÅŸi ÅŸiddetle tedip edilir.
       Ä°hsan;  iffet ve masumiyetini koruma diye tanımlanır.  Ä°hsan özelliÄŸi kazanan evli ve dul olana muhsan (erkek) ve muhsane (kadın), bekâr olana ise muhsan olmayan denir. İhsan sahibi olma içinde;  akıl baliÄŸ, hür, İslam, sahih nikâh gibi unsurlara haiz olmak gerekir.
       Cahiliye döneminde zina edenler sadece hapsedilip azarlanırdı. İslam’ın gelmesiyle birlikte toplum içten içten kemiren bu fiillere karşı caydırıcı cezalar getirilerek ancak bu sayede kamu düzeni saÄŸlanabilmiÅŸtir. Dolayısıyla İslamiyet’te muhsan için recm,  bekâr için celde ya da dayak cezası diyebileceÄŸimiz hükümler tatbik etmek esastır.  Hâsılı; Hadler şüphe ile düşebiliyor sadece.
       Ã–zetle zinada had uygulanabilmesi için;
     O fili iÅŸleyenin akil - baliÄŸ olması, tehdide maruz kalmadan zorlamadan olması, delilin olması, nikâh akdi olmaması, kiralama ile ilgili olmaması,  dilsiz olmaması ve dar’ül adil’de olması gibi unsurlar varsa o zaman had iÅŸlemine tabii tutulur.
         EÅŸi olacak kadını görmeden evlenen bir kimsenin ifadelere dayanarak bir baÅŸka kadınla zifafa girse benzetme şüphesi bulunduÄŸundan hakkında had gerekmez,  fakat söz konusu o kadın bu durumda mihir hakkı kazanır.
         Yabancı bir kadınla iliÅŸkide bulunup da delil yoksa ya da dar’ül harb veya dar’ül baÄŸiyde cinsel iliÅŸkide bulunduÄŸu sabitse İslam ülkesine geldiÄŸinde had uygulanamaz. Yine zinanın haram olduÄŸunu bilmeyen bir millet içinde yaÅŸayıp da yeni iman etmiÅŸ olana had icab etmez.
          Dar’ül İslam’da cinsel iliÅŸki yapılması, dört ÅŸahitle zinanın ispatlanmış olması ve itiraf edilmesi had iÅŸlemi için yeterli sebeplerdir.
         Hz. Ömer (r.anh); had’leri yapabildiÄŸiniz kadar düşürmeye çalışın. Çünkü hâkimin afta hata yapması, cezada hata etmesinden daha hayırlıdır diye öğütlüyor. Şüphelerden dolayı hadleri düşürmek hâkimler için menduptur.  Veliyyül Emr’in yönetiminin dışında (Dar’ül harpte) vuku bulan zina için had gerekmez. Bir asker girdiÄŸi dar’ül harpte zina hayâsızlığında bulunacak olursa hakkında had tatbik edilemez.
         Zina yapan zimmî; Benim inancımda zina helaldir derse itibar edilmez. Çünkü iddiasında yalancıdır.
          Bir ölü hakkında yapılan zina için had gerekmez. Fakat taziri gerektirir. Hayvanla yapılan iliÅŸkide böyledir. Cinsel iliÅŸkide bulunulan hayvan kesilerek yakılır. Yararlanılması mekruhtur. Bu hayvan eti yenilen cins hayvan ise kesilip etinin yenilmesinde İmam-ı Azam’a göre caizdir. İmameyn’e göre ise et yakılmalıdır. Yakılmasının hikmeti ise hayvan sahibinin utandırılmaması içindir.
       Zinanın ispatlama ÅŸekli iki türlüdür;  hâkimin huzurunda dört kez itiraf etmek ya da dört erkeÄŸin ÅŸahitliÄŸi ile gerçekleÅŸir. İtiraf eden kiÅŸiye haddi düşürmek için Hâkim; ‘Belki aranızda nikâh var,  rüya görmüş olmayasınız’ gibi bazı telkinlerde bulunarak telkini kiÅŸinin itirafında rucü (geri dönmesi vazgeçmesi) için çaba sarf eder. Telkine raÄŸmen itirafçı ÅŸer’i cezasının tatbiki için israr ederse had cezasıyla hükmedilir. Farzı muhal hâkim huzurunda zina itirafında bulundu,  fakat kadın bunu inkâr ederse İmam-ı Azam’a göre had icra edilemez. İmameyn’e göre ise itirafcı hakkında had icra edilir. O halde itiraf açık olmalı. Dolayısıyla dilsizin itirafına (yazarak-iÅŸaretle de olsa) itibar edilmez. Hatta itirafta bulunan ÅŸahsın üreme organında cinsel iliÅŸkiye engel durum varsa yine had tatbik edilemez.
      Zina dört ÅŸahidin görmelerine dayanarak had cezası uygulanır demiÅŸtik. O halde ÅŸahitlerin dördü de erkek, aynı zamanda hür, adil, mükellefiyet gibi özelliklere sahip olmalı ve yine dördüde bir mecliste ÅŸahitlikte birleÅŸerek beyanlarını açık söylemeleri gerekir.
      Zina suçlaması için müddet,  yani zaman aşımı sahih olan görüşe göre bir aydır. Åžahitler bildiÄŸi zina hayâsızlığını gizleyip gizlememekte serbesttirler. Åžahitlerin zina isnadında hepsinin ittifakta bulunması gerekir. Ayrı ayrı ifadeler ya da çeliÅŸkili ifadeler haddi düşürür. Çünkü birliktelik gerçekleÅŸmemiÅŸtir. Adil olmayan dört ÅŸahidin ÅŸahitlikleri de haddi düşürür.
      Kocası ve efendisi olmayan hamile kadına kimden gebe kaldın sorusu sorulmaz. Bunu yapmak fahiÅŸ olayı yaymak olacaktır. Onun için bu gibi durumlar yasaktır. Allah Rasulü zina itirafında bulunan Maiz’e üç kez itiraf ettirmesi haddi düşürecek özel tekin gibi sebeplere dayanır. Nitekim araya Hz.Ebubekir girerek: ‘Ya Maiz dördüncü defa itiraf edersen Rasulü Kibriya Efendimiz (s.a.v) recm cezasını tatbik eder’ uyarıları haddi düşürme manevralar anlamına gelir. Fakat zina itirafında bulunan Maiz itirafında devam edince recm edildi. Öyle ki Allah Resulü onun hakkında; ‘Ölüleriniz için yatığınız ÅŸeyi onun içinde yapınız. O muhakkak öyle tevbe ile tevbe etti ki eÄŸer onun tevbeyi bütün dünya halkına taksim edilecek olsaydı hepsine de kifayet ederdi, ben onu cennet ırmaklarına dalıp çıkarken gördüm’  diye buyurmuÅŸtur. Zina hakkında itiraftan dönmek caiz, fakat ÅŸahitliklerinden dönen ÅŸahitler recm gerçeklememiÅŸse ÅŸahit diyetin ¼’ünü öder. ÅžahitliÄŸe dayanarak recm edilen ÅŸahsın cinsel organları kesilmiÅŸ olduÄŸu ortaya çıkarsa ÅŸahitler diyetini öder. Ehil olmayan ÅŸahitliklerine dayanarak recm edilen ÅŸahsın diyetini beytümal tazmin eder. Çünkü ÅŸahitlerin vasıflarını araÅŸtırma kusurundan kaynaklanan durum ortaya çıkmıştır.
       Birden fazla zina yaptığı ispatlanan ÅŸahsın hakkında yalnız bir had cezası kâfidir. Ancak celd ÅŸeklinde had yapıldıktan sonra yine aynı fiili yaparsa hakkında tekrar had uygulanabilir. Zina haddi uygulanan ÅŸahsın, o kadına tazminat vermesi gerekmez. Çünkü zina gereÄŸi had ile tazmin birleÅŸmez.
       Bir ÅŸahıs zina yaparken kadının ölümüne sebep olursa zinadan dolayı had, öldürmeden dolayı ise diyet gerekir.
       Bir ÅŸahıs yaşıtıyla cinsel birleÅŸmede bulunulmayacak bir kız çocuÄŸu ile zina yaparak cinsel organına zarar verirse hakkında had icra edilmez. Tazir cezası uygulanır. Çünkü böyle bir çocuk zinaya mahal deÄŸildir, bu durumda 1/3 emsal mihr vermeye mecbur olur.
      Bir kimse zaman aşımına neden olarak firar ederse, ya da kadının cinsel organının retka (bitiÅŸik),  yani cinsel iliÅŸkiye engel olduÄŸu anlaşılırsa, ya da ÅŸahitlerden birinin recme iÅŸtirak etmekten çekinmesi durumunda haddi düşürme yeterli neden sayılır.
      Celde; hür erkek için yüz deÄŸnek köle erkek için elle deÄŸnekdir. Bunların bir günde vurulması ÅŸart deÄŸildir. İki gün içerisinde yarı yarıya da uygulanabilir.
      Zina isnat edilen bir ÅŸahıs hakkında iftiraya binaen uygulanan cezayada Hadd-i kazf denir.
      İspatlanmış zina için evli erke ve kadınlar için recim, bekârlar için celdeden ibaret olan cezaya da Hadd-i zina denir. Nitekim celdelerin sayısı hür erkek ve kadın için yüz, köle içinde elli deÄŸnek vurmak ÅŸeklindedir.
       Erkek ve kadını iÅŸledikleri suçdan dolayı atılan taÅŸlarla öldürmeye recm denir.
      Hadden maksat caydırma ve uslandırmadır, yaygın kanaatin aksine öldürmek deÄŸildir.
      Hamile kadına zina haddi hemen uygulanmaz, çocuÄŸunu doÄŸurana kadar hapsedilir. Çocuk doÄŸurduktan sonra ertelemenin yararı yoktur. Ancak çocuÄŸun baÅŸka mürebbisi yoksa ertelenebilir.
     Bir baÅŸka hususta ÅŸahitler hazır bulunmadıkça had icra edilemez. Hakeza recme hükmeden hâkim recm yapılmadan ölürse had icra edilemez. Yeni Hâkim yeniden delil getirmesi gerekir. Hatta ikinci Hâkim recm konusunda bir Hâkimin diÄŸer Hâkime gönderdiÄŸi mektuba dayanarak haddi uygulayamaz.
       Recm edilen bir Müslüman yıkanır, kefenlenir, cenaze namazı kılınır ve İslam mezarlığına defnedilir. Bekâr için yüz celde ve sürgün cezası, muhsan içinse recm cezası verilir. Zina isnad edilen ÅŸahsa makzuf, baÅŸkasına zina isnad eden şâhısa kazif, zina isnad edilen sözede makzufun bih denilir. Kazif iddiasını ispat edilebilirse hakkında had icra edilemez.
       Kazf haddinin tatbiki için kazifin akıl baliÄŸ, tercih sahibi (muhtar) olması, dört ÅŸahitle ispat etmekten aciz olmaması ÅŸarttır.
        Makzufe ait ÅŸartlar ise; muhsan olması, bilinen ÅŸahıs olmalı, konuÅŸur olması, cinsel iliÅŸkiye engel olmayacak bir durum, yani cinsel iliÅŸki kurabilecek durumda olmalıdır.
       Makzufün bihe ait ÅŸartlar da; yapılan kazf açık lisanla olmalı, dil ile yapılması gerekir. Zina kelimesi ile aynı manayı ifade eden baÅŸka dillere ait kelimeler de olsa fark etmez. Bir kadına hitaben, ‘Ey facire,  kocanı rezil ettin’ ya da birisine zina isnad eden ÅŸahsa ‘Sen doÄŸru söylüyorsun’ demek kazf’dir. Fakat ‘Senin elin, gözün, arkan zina etti, sen daha doÄŸmadan zina ettin, sen daha yaratılmadan zina ettin, sen zorla zina ettin, sen bunak veya mecnun halde,  ya da uykuda zina ettin, sen annenin oÄŸlu deÄŸilsin, sen zina edersin’ sözleri kazf sayılmaz.        
       Ey zani oÄŸlu, Ey zaniye oÄŸlu, veled-i zina, ibn-i zina, Ey zani, sen babamın oÄŸlu deÄŸilsin ifadeleri açık olup kazif haddi gerektirir. Bir kimseye luti demek kazf sayılmaz. Fakat orospu, zaniye, sen piçsin ifadeleri kazf haddini gerektirir. Kazfın meydana geldiÄŸi yere ait ÅŸartlar öncelikle dar’i adilde meydana gelmeli. Aynı zamanda kazf haddi kamu maslahatı gereklerindendir. Çünkü bu sayede kamunun ÅŸahıslarının ÅŸerefleri korunabiliyor ancak.  Kazif ayakta durdurularak gereken müeyyide uygulanmalı. Zira kazf haddi zina haddinden daha hafif tarzda icra edilir. Zina isnadında bulunan ÅŸahsa (kazif) orta bir halde yapılır. Fakat kazife ayakta deÄŸil, bilakis oturmalıdır. Nitekim bu durum örtünmesine daha müsait olacaktır.
       Kazf haddini uygulayacak olan memurun akıl ve darb usulüne vakıf olması lazım gelir. Kazf, hırsızlık zina içkiden dolayı darb ÅŸeklinde had uygulanması gerekirse;  Ã¶nce kazf haddi sonra Veliyyül emr ÅŸerii ölçüler kapsamında dilediÄŸini uygulamada serbesttir. Bununla beraber diÄŸer kalan hadler arka arkaya uygulanamaz.
       Kazf, hırsızlık, içki, zina için darb cezası, ya da recm cezası gerekirse; önce kazf haddi icra edilir, sonra hırsızlık için tazmin, daha sonra recm uygulanır, dolayısıyla bu durumda diÄŸer ceza tatbikleri düşer. Kazf haddi, hırsızlık haddi, zina haddi, içki haddi için kısas cezası gerekirse; önce kazf haddi icra edilir, sonra çalınan mal için tazmin,  daha sonra kısas uygulanarak diÄŸer hadlerin düşmesi saÄŸlanır.
      Öldürme cezası, içki haddi, zina haddi gibi cezalar bir araya gelirse recm cezası uygulanır diÄŸerleri düşer. Kazfden dolayı hüküm giymiÅŸ (ceza verilmiÅŸ) kiÅŸi tevbe etsede ÅŸahitliÄŸi makbul deÄŸildir. Ancak diyanet ve ibadet hususları bundan müstesnadır.
                            SARHOÅžLUK VE HIRSIZLIK
          Az veya çok hamr (=ÅŸarap) denilen içkinin içilmesinden dolayı tatbiki gereken cezaya hadd-i hamr (hadi ÅŸurb) denir. Bu konuda ceza hür erkek ve kadın hakkında seksen, köle hakkında da kırk celdedir.
       Müskirat; katı müskirat ve sıvı müskirat diye tasnif edilir. Katı müskiratlar esrar, beng,  afyon, vs.dir. Sıvı müskiratlar ise üzüm, hurma, buÄŸday, arpa ve diÄŸer meyvalardan oluÅŸur. YaÅŸ üzümden elde edilen müskiratlar da hamr; bazik müselles, munassef ve buhte diye adlandırılır. Kuru üzümden elde edilenler ise Naki-ı zebib ve Nebizi zebib diye nitelendirilir.
       Katı sarhoÅŸ edici ÅŸeyler bitki cinsinden sayılırlar. Fakat bunlar mubah içecek türü ilaç kategorisine girdiÄŸinden dolayı ÅŸayet içip sarhoÅŸluk durumu ortaya çıkarsa hakkında tazir cezası lazım gelirse de had icra edilemez.
      YaÅŸ üzüm içkisi, hurma içkisi, kuru üzümün içkisi, bal, incir, buÄŸday, arap içkileri kaynatılıp ağırlaÅŸtırılırlarsa da sarhoÅŸ edici hale gelmedikçe veya eÄŸlence maksadıyla içilmedikçe mubahtır. Fakat sarhoÅŸluk verecek hale gelirse yasaktır, bu yüzden haddi gerektirir. SarhoÅŸluk veren maddenin azını içmek taziri gerektirip, sarhoÅŸluk vermedikçe had uygulanamaz.    
       Bir içkiye su karıştırıldığında su içkiden fazla ise sarhoÅŸluk vermedikçe had gerektirmez. Su içkiden az ise veya eÅŸit ise sarhoÅŸluk versin veya vermesin had gerektirir.
       Ä°Ã§ki haddi hür erkek ve kadın için seksen deÄŸnek,  köle için kırk celdedir. Haddi gerektiren sarhoÅŸluk ölçüsü;  abuk sabuk konuÅŸmak ve aÄŸzından sarf ettiÄŸi lafları birbirine karıştırmakla anlaşılır.
       SarhoÅŸluk için en az iki adil erkek ÅŸahit yeterlidir. Yine sarhoÅŸ için had cezasının tatbiki için akıl baliÄŸ olması,  Müslüman olması, dar’ül adilde olması ve sarhoÅŸluk hükmünü bilmiÅŸ olmalıdır. Aynı zamanda muhtar (kendi iradesiyle) ve zaman aşımı olmamalıdır.
       SarhoÅŸ edicilerden sayılmayıp da herhangi bir sıvı içmesinden dolayı her nasılsa sarhoÅŸ olan için had gerekmez. İçki ve sarhoÅŸluk ispatlandığında af ve müsamaha cari olmaz. Çünkü bu hadler ilahi haklardandır.
       Åžahitlerin ÅŸahitlikten vazgeçmesi veya ÅŸahitlerin ÅŸahitlik ehliyetini yitirmesi ile (mesela cinnet getirmesi, bunamak gibi) içki haddi düşer.
        Harze;  malın saklandığı yer demek olup,  Harze binefsihi ve hırz bigayrihi diye tasnif edilirler. Evler, dükkânlar, çuvallar, kasalar, sandıklar vs. bu hükme tabidir. Yani Harze binefsihi türüne girer. Mescidler, yollar, sahralar vs.ise Hırz bigayrihidir.
       Hırsızlık haddi için gereken ÅŸartlar ise; akıl – baliÄŸ olması, konuÅŸur olması, hırsızın malı çalınanın ortağı olmaması,  hırsız ile malı çalınan arasında akrabalık olmaması ve karı koca olmamalı gibi kaidelerdir.
       Ortağı mal çalarsa had gerekmez, ama tazir gerekir. Birbirlerinin evlerine izinsiz girebilen (amca, baba, ana, kardeÅŸ, evlat vs.) malı çalmış olsa dahi had gerekmez. Çünkü akrabalık iliÅŸkileri söz konusudur. Had uygulanırsa akrabalık iliÅŸkileri kesilmiÅŸ olur ki,  Ä°slam buna müsaade etmez.
         Karı koca aralarında mal çalsa had gerekmez.
         SütkardeÅŸlerin aralarında yapacağı hırsızlıktan dolayı İmamı Azam’a göre had icab eder. Fakat sütannenin malını çalmaktan dolayı İmam Yusuf’a göre had icra edilemez.
         Altın, gümüş, bakır, kalay, inci, cevher vs. gibi mutlak mallar,  insanların zengin olmak için sakladığı mallardır.
         Ã‡alınan mala ait ÅŸartlar ise özetle ÅŸunlardır;
         â€” Mutlak mal olması gerekir (demir, bakır, altın vs.),  
        —Darül İslam’da olmalıdır,
       â€”Çalınan ÅŸey haddi gerektiren ÅŸeylerden olmalı, aynı zamanda çalınan ÅŸey en az nisap miktarında olmalı,
       â€”Çalınan ÅŸey mutlak korunmuÅŸ olması gerekir,
       â€”Çalınan yer izinsiz giremiyeceÄŸi yer olmalı, yani çalma olayında gizlilik ÅŸarttır.
       â€”Çalınan mal süratle bozulur cinsten olmamalı.
       Harbinin malı masum deÄŸildir. Fakat mültecinin malı geçici olarak masum olsa da esasen harbi olduÄŸundan malında mübahlık şüphesi vardır.
       Hakkında hırsızlık haddi icra edilmiÅŸ bir hırsızın çalmış olduÄŸu malı diÄŸer bir hırsız çalarsa bu ikinci hırsız hakkında had gerekmez. Çünkü bu durumda mal sahibinin masumiyeti düşmüştür.
        Bir hırsız çaldığı maldan dolayı had icra edilip tekrar o malı çaldıysa yeniden had uygulanmaz. Fakat çaldığı mal deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸradıysa (örneÄŸin iplik iken dokuma haline geldiyse) had gerekir. Çünkü malın masumiyeti düşmüş, yerine bir ismetlik özelliÄŸi kazanmıştır.
          Taze etler, tuzlu balıklar, sütler, av hayvanların kuÅŸları gibi süratle bozulan ÅŸeyler cinsinden yiyilmek üzere hazırlanmış yemekleri çalmakla had gerekmez.
          Ayrı ayrı evlerden çaldıkları mal nisap miktarına ulaÅŸsa da had gerekmez. Çünkü toplumca nisap söz konusu olsa da her biri nisap miktarına daha henüz ulaÅŸamamanın yanı sıra aynı zamanda ayrı ayrı evler olması dolayısıyladır. Fakat bir ev içinde birden fazla kiÅŸilere ait olan yerde nisap miktarı mal çalarsa had gerekir. Çünkü burada kiÅŸiye deÄŸil korunduÄŸu yere bakılır. Korunmayan malı çalmak haddi gerektirmeyebilir. Nitekim mera gibi yerlerde başında koyun çobanı da olsa çalmakla had gerekmez. Çünkü bu hayvanların mer’aya korunmak için deÄŸil otlatılmak için koyulmuÅŸtur. Fakat ağıllarda, ahırlarda çalınırsa had lazım gelir.
          Bir kiÅŸi izinli olduÄŸu veya herhangi bir girip çıktığı yerden isterse o mal sahibinin başı altında bulunmuÅŸ olsun çaldığı maldan dolayı had gerekmez. Fakat izin verilmediÄŸi vakitte (geceleyin) çalarsa had gerekir.
         Bir kimse çaldığı malı elde ettiÄŸi halde veya dışarı atıp daha kendisi dışarı çıkmadan yakalanırsa had gerekmez.
         Bir kimse evin duvarını delip elini uzatarak bazı ÅŸeyleri çalsa had gerekmez. Zira vücudu dışarıdadır.
         Geceleyin yapılacak hırsızlıkta baÅŸlangıç itibarı ile gizlilik ÅŸart olup,  gecenin sonunda ÅŸart deÄŸildir. Gündüzün ise hem baÅŸlangıç hem de sonunda gizlilik ÅŸarttır. Geceleyin sahibinin gözü önünde izinsiz çaldığı maldan dolayı had gerekir. Çünkü her ne kadar sahibinden gizli olarak mal alınmamış olsa da halktan gizli olarak almıştır. Gündüzün sahibinin gözü önünde yaparsa had gerekmeyebilir. Nitekim her an dışarıdan yardım isteme imkânı vardır.
       Bir kimse borçlusundan alacağı meblaÄŸa denk aynı cinsten malını çalarsa had gerekmez. Fakat baÅŸka cinsten çalarsa had gerekir.
       Hırsızlığın ispatı ve haddin olması için;
       Hırsızın bizzat itiraf etmesiyle, en az iki mükellef ÅŸahitle, ÅŸahitler adil erkek ve çalınan malın zaman aşımına uÄŸramaması gerekir.
        İmamı Azam ve İmam Muhammed’e göre itiraf bir kez yeterlidir. İmam Yusuf’a göre iki defa farklı meclisde itiraf etmesi gerekir. Fakat zorlayıcı itiraf geçerli deÄŸildir.
       Hırsız dava açma hakkına sahip deÄŸildir. Çünkü onun eli mülk eli deÄŸildir.
       Hırsızlık hadisesi sabit olunca hırsız hakkında organ kesme cezası verilir. Şöyle ki saÄŸ bileÄŸi kesilir, tekrar yaparsa sol ayağı mafsallardan kesilir, tekrar yaparsa artık hiçbir azası kesilmez, belki haps edilir.
        Bir hırsız müteaddid defalar çaldığı maldan dolayı hakkında açılan dava sonucu mahkemece usulen bir eli kesilirse bütün o hırsızlıklara karşı bir ceza olmuÅŸ olur. Artık bir baÅŸka uzvu kesilemez.
        Hırsızlık haddini uygulamaya yetkili, veliyyül emir ya da izinli olan hâkimlerdir.
        Tutuklu bir hırsızı veliyyül emrinden habersiz saÄŸ elini kesen kiÅŸi kısas gerekmese de tedibi hak eder.
         Hırsızın itirafında dönmesiyle, mal sahibinin hırsızın itirafını tekzib etmesiyle, mal sahibinin ÅŸahitlerin ÅŸahitliklerini tekzib etmesi durumlarında hırsızlık haddi düşer.
        Yolcuların mallarını gizlice kaçıranlar yol kesici sayılmazlar. Alalede hırsız sayılırlar sadece.
        Yol kesene (muharip) kat-ı tarik, hadisenin cerayan ettiÄŸi yere maktun fih, alınan mala maktun ley, yol kesenlerin her birinede maktün aleyh denir.
          Yolcuları korkutmak, soymak, öldürmek, hem soymak hemde öldürmek yol kesiciliÄŸin çeÅŸitlerine girer. Åžahısları öldüren, yaralayan, korkutan, namuslarına saldıran, yollarda muharip vaziyeti alan her ÅŸahıs yol kesicidir (muharip).
          Bir yol kesici birini öldürdükten sonra yakalanmadan tevbe ederse hakkında öldürme cezası düşmez. Daha kimseyi öldürmeden, kimsenin malını almadan yakalanan yol kesiciler tevbe ederse iyileÅŸme amareleri görülünceye kadar haps edilirler. Yolcuların mallarını soymak suretiyle yol kesicilik haddi her birinin saÄŸ eliyle sol ayağının eklemlerinden kesmekle ceza gerçekleÅŸir.
           Had ile tazmin bir araya gelmez. Yalnız öldürmek suretiyle yol kesiciliÄŸe uygulanan had ise öldürülmektir. Hem mallarını hemde öldürmek suretiyle yol kescilik yapanlara uygulanan hadde veliyyül emr serbestir, dilerse önce keser sonra öldürür, dilerse sadece öldürür.
            Yol kesiciliÄŸin gerçekleÅŸmesi için akıl-baliÄŸ, erkek, yolları kesilenlerin Müslim ve zimmî olması, yolcuların ellerinde bulunan malların kendilerinin veya ödünç, zimmetinde, emanetinde olması gerekir.
           Yol kesicilikte alınan mallara ait ÅŸarlar ise muhafızın kontrolünde saklanılan mal olması ve nisap miktarına baliÄŸ olması (on dirhem) gerekir.
           Yol kesiciliÄŸin meydana geldiÄŸi yere ait ÅŸartlar da; darül İslamda ve ÅŸehir dışında olması gerekir.
            Yolcularla ilgili ÅŸartlar ise; aynı kafile fertlerinden olmamaları, yol kesicilerle yol kesilenler arasında akrabalık bulunmamasıdır.
            İtirafla, delille (en az iki erkek ÅŸahit) yol kesicilik sabit olur.
            Yol kesiciler hakkındaki selahiyet; Veliyyül emr veya Naibin (hâkime ait) yetkisindedir. Veliyyül emir ve naibinin(vekili) olmadan bir kiÅŸi yol kesicinin elini keser veya öldürürse taziri hak eder. Yani kısas ve diyet lazım gelmez.
           Anlaşılan yolcuların yol kesicilerin itirafını tekzib etme, yolları kesilenlerin getirilen ÅŸahitleri tekzib etme, yol kesicilerin tevbekar olmaları ve zaman aşımına uÄŸraması yol kesiciliÄŸi düşüren sebeplerdendir.
            Hâsılı; yolcular kendilerine tecavüz eden yol kesicilerden bazılarını öldürürlerse üzerlerine bir ÅŸey lazım gelmez.
                                      TAZİR
             Tazir;  engelleme,  red, zorlama, aÅŸağılama ve terbiye etme anlamına gelir. Hukuk dilinde tazir tedip ve ceza demek, suçu iÅŸleme cüretinden caydırmak demektir. Tazir cezaları yedi kısma ayrılır:
              İhtar, vaaz ve nasihat, sert yüz gösterme, tekdir ve tevbih, habs etmek, sürgün, teÅŸhir ve görevden alma, kulak bükmek, darb ve dayak gibi nakdi cezalardan ibarettir.
             Tekdir ve tevbih ise; suçluyu azarlamadan sert sözler söylemek demektir. Hz. Ömer (r.anh) yakışıklılar genci bazı kadınları fitneye düşürme muhtemeli üzerine sürgün etmiÅŸtir. Bununla birlikte Hz. Ömer aynı gerekçelerle baÅŸka bir ÅŸahsı daha sürgün etmiÅŸti. Fakat O ÅŸahısta irtidad edip Rum ülkesine katılmıştı. Bunun üzerine sürgün ve uzaklaÅŸtırma konusunda ihtiyatla hareket etmekte fayda var. Hele bir yabancı bir memlekete sürgün asla caiz deÄŸildir. Zira Hz. Ömer bu olaydan sonra; ‘Bundan sonra kimseyi sürgün etmem’ deme metaneti gösterebilmiÅŸtir.
            TeÅŸhir; eÅŸeÄŸe ters bindirilerek ÅŸehir içinde dolandırmak, ya da rezil etmek gibi caydırmaya yönelik bir ceza türüdür.
             Tazir maksadıyla darb-dayak on deÄŸneÄŸe kadar dövülebilir. On deÄŸnekten fazla vurulmaz. Ancak baÅŸkasının cariyesine, bir ölüye cinsel iliÅŸkide bulunana doksan dokuz deÄŸnek vurulabilir. Sille tokat vurmak suretiyle tazir caiz deÄŸildir. Ramazan ayında gündüzün içki kullanan ÅŸahıs hakkında had ile beraber yirmi deÄŸnek vurulur ancak.
            Tazir için icab eden ÅŸartlar ise; taziri hak eden ÅŸahsın bir kere akıllı olmasının yanı sıra alışveriÅŸine fesat karıştıran, gerçeÄŸe aykırı beyanda bulunan, belediyenin koyduÄŸu fiattan fazlasına satan veya zimmîye söven olmalı ki taziri hak ede. Ameli konularda da tazir vardır. Mesela bir çocuÄŸa yedi yaşında namaz kılmak emredilir, on yaşında iken kılmazsa uslandırma ve ıslah maksadıyla dövülür. Hatta büyük zatlara dil uzatanlar hakkında da (Peygamberlere, sahabiye, sadatlara, seyyidlere, âlimlere) dövme, hapis ve baÅŸka ÅŸekilde taziri gerektirir.
          Ramazanda özürsüz oruç bozan bir mukim taziri hak eder. Toplum ahlakına aykırı çılgınlıklarda bulunanlarda taziri hak eder.
          Bidatçı bidatini halk arasında yaymaya devam etmekte ısrar ederse tazir gerekir. GerçeÄŸe aykırı jurnalcilik, cuma namazını engellemek, resmi sıfatını kullanıp sahtekârlık yapmak, seyyid olmadığı halde seyyidliÄŸi kullanmak da tazir gerekir. Zorlanmış olarak gayri meÅŸru iliÅŸkide bulunana da tazir gerekir. Öldürmek maksadıyla yemeÄŸe zehir katan, bir kimsenin malını elinden almak için ÅŸerbetine sarhoÅŸluk veren madde katmak da taziri gerektirir. Gebe kadını korkutup ve dövmekte öyledir.
         Kendi kölesini öldüren tazire müstehak olup haps edilir. Bir kimsenin evini ve ekinlerini yakan hem tazmin hemde tazir gerektirir.  Hakeza ölülerin kefenlerini soyana da tazir gerekir. Yine casusluk yapanlarda tazir cezası verilir. Umum arazileri iÅŸgal edenler tazir cezası verilir.
         Ã–rnekleri sıralamaya devam edelim isterseniz. Şöyle ki; hayvanlara ve ölüye cinsel iliÅŸkide bulunmak, hırsızlık maksadıyla evin duvarını delen, kilidi açarak içeriye girip,  eÅŸyaları toplarken yakalanan hakkında tazir gerekir (hapis-dayak ÅŸeklinde). Salih bir insana; müşrik- kâfir ithamında bulunmak ve büyü yapmakla tazir edilir. Babasına sözle eza veren, çocuklarına içki içiren, çocuklarına sövüp sayan, her lisanda örfe göre çirkin sözler söyleyen, rüşvetçilik yapanlara tazir gerekir. Devletin parasını taklit edip sahte para basanlarda hakeza öyledir.
         Karısını haksız yere döven, kadın hayızlı ve nifaslı iken cinsel iliÅŸkide bulunan tazir edilir. Kumar gibi vasıtalara baÅŸvurarak halkın paralarını ellerinden alma giriÅŸimleri tazir gerektirir. Bir kimseye karşı öldürme ve yaralama maksadıyla silahın göstererek hücum eden tazir edilir (hapis, dövülme). Hatta birbirini döven iki ÅŸahıs hakkında ikisi de karşılıklı tazir edilir.
         Hamile kadın dövülmek suretiyle eÄŸer muzga (et parçası) düşmesine sebebiyet verdiyse ÅŸiddetli tazir ve haps ile tedip edilir. Åžayet düşen cenin ise tazirden baÅŸka gurre denilen nakdi cezaya da çarptırılır.
         Ebe bir kadın, hamile kadınların çocuk düşürmek için ilaç vererek düşmesine neden olup veya bazı kadınlarında ölümüne sebep oluyor ya da bu iÅŸi alışkanlık haline getirmiÅŸse veliyyül emrini emriyle uslandırılması meÅŸru olur.  Ã–lüleri mezardan çıkarıp yakan da tazir edilir.
        Ayak takımı bazı kimselerin kendi aralarında taziri hak eden laflar söyleyerek birbirlerinden incinmediklerinden dolayı tazir gerektirmeyebilir.
          Tazir ancak itiraf, delil, ÅŸahit, yeminden dönme, hâkimin bilgisiyle ispatlanabilir. Tazirin iki erkeÄŸin ÅŸahitliÄŸi ile olduÄŸu gibi, bir erkek ile iki kadının ÅŸahitliÄŸi ile de ispatlanabilir. Bu hususta ÅŸahitlik üstüne ÅŸahitlikte muteberdir. Aslında tazirde bulunmaya her Müslüman yetkilidir. Peygamberimizin; ‘Sizden biri kötülük gördüğü zaman onu eliyle, gücü yetmezse diliyle, onunla da gücü yetmezse kalbiyle buÄŸzetsin’ hadis-i ÅŸerifi buna delildir zaten. Tabiî ki öncelikle tazir cezası veliyyül emre, naibi, hâkimlere ve memurlara aittir.
          KiÅŸi hukukuyla ilgili suçlardan dolayı tazire selahiyet yalnız Veliyyül emr ve naiplere aittir.
          Bir kimse ister kendi karısı, ister mahremi isterse bir baÅŸka yabancının gayri meÅŸru iliÅŸkide bulunduklarını görünce,  bağırarak dayak ile mani olması icab eder. Onları öldürmesiyle de bir tazmin lazım gelmez. Hatta kendi karısını gördüğünde bağırmaksızın, dayak atmaksızın zani ile zaniyeyi öldürebilir.
          Bir efendi kölesini, bir hoca talebesini, bir koca karısını ihtiyaç anında uslandırma maksadıyla hafif dövebilir, aşırı döverse taziri hak eder.
          Darb cezası;  kalın giysisi çıkarılıp ayakda dövme cezasıdır. Darbelerin adedi nispeten az veya duruma göre ÅŸiddeti fazla olan ceza ÅŸeklinde uygulanabilir.
          Tazir ile had arasında ki fark;  tazirde veliyyül-emr cezanın miktarını belirleyebilir had’de ise belirleyemez, had zaten önceden takdir edilmiÅŸ ve belirlenmiÅŸtir. Tazirde ÅŸefaat kabul edilir, had’de ise caiz deÄŸildir. Tazir cezası veliyyül-emr, emirler, hâkimlerce tatbik edileceÄŸi gibi her Müslüman’ın da kendi çapında tazirde bulunma durumu da söz konusudur. Fakat Had sadece veliyyül-emr ve naibince uygulanır.
           Faydalanılan kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen’in Hukuki İslamiyye ve Kamusu eseri.


Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
Mesajları göster:  
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder printer-friendly view
Mesaj Panosu -> Tarih Din ve Milli Time synchronized with the forum server time
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)


Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
You cannot attach files in this forum
You cannot download files in this forum




Powered by phpBB © 2007 phpBB Group

Atb2009 Theme by effectica ©
Atb2009 Theme conversion By GPLhunter - visit us at: evolution-themes.net
Forums ©
effectica.com AVRUPA TÜRK BİRLİĞİ

Spambot Killer
Site Map

[News Feed] [Forums Feed] [Downloads Feed] [Web Links Feed] [Validate robots.txt]

Copyright © 2009. A.T.B - PHP-Nuke Evolution GNU/GPL Support Evolution Germany
Bu Site ÖnBellek Sistemini Kullanmaktadır. ÖnBelleği Güncellemek İçin Tıklayın.
[ Sayfa Üretimi: 0.99 Saniye | Bellek Kullanımı: 12.37 MB | VT Sorgusu: 124 ]

Do Not Click