Sofiliğin içi ilahi aşkla, dışı da güzel ahlakla süslenmeli.
Arifler; sofilik nedir sorusuna karşılık ‘Gel, gir, gör, tat ve anla’ diye cevap vermişler. Tasavvuf kal değil, hal olduğunu beyan ederek İnsan ile Allah arasında perde olan unsurların şirk, nefs, riya, kibir ve haset vs. gibi hastalıkların olduğunun ikazını yaptılar, hatta nasıl mücadele edilebileceğinin reçetesini gösterdiler.
Malum olduğu üzere davet iki türlü; birincisi kötülüğe çağrı, ikincisi ise hayradır. Evliya-i Kiram hep hayra davet eder, davete icabet edenler ebedi saadete, davete icabet etmeyenler ise ebedi felakete yol alır. Tabiî ki bu iki yol ayrımında tercih kula ait.
Asr-ı saadette bildiği ile amel edildiğinden kalp hastalığı denilen dert yoktu. Asr-ı Saadetten sonra boşalan bu alanı ise gönül dostları dolduruverdi.
Gül; sofinin ve aşkın mihrabı. Zira ‘Levlake levlak’ sırrının nakısı ve güftesi güldür.
Sevgiliyle irtibatımıza vesiledir gül. Dolayısıyla sofi sevgilide yaşama arzusuyla yüreğindeki tüm nübüvvet kokusunu hissettirir cümle âleme. Nitekim sofinin ebediyete kanatlanmak duygusu iç dünyasında gizlidir.
Sofi Gönül dostunun pamuk elinden biat alarak şeridine, sarığına, cübbesine tutundu, tutunmakla kalmayıp Allah’ın ipine sarılırcasına kendini bildi. Zaten bu yolda kendin bilmektir. Kendini bilen Rabbini bilir çünkü.
Arşı Alayı tutan melekler misali tutundu silsileyi şerifenin zincirine, o anda bir buket gül misali üzerine düşen Saadatın feyzini içine sindirip Allah‘a tövbe edip akitleşti sevgilinin dilinden ve elinden. Böylece hayat buldu ruhunda.
O gönül dostu her an sofilerin yanı başında ervahı ile şemsiye olur. Sofi olan anlar ervahının izindeki titreşimi. Gülü kokladıkça kalbi yumuşadığını, hatta örtüsünün altında gölgelendikçe damarlarının ilahi nura büründüğünü yakinen idrak eder kana kana. İlahi nuru idrak ettikçe cezbeyle gafletten uyanışa geçer. Gül bahçesine bir gül demet arzusunu sinesinde taşıyarak ötelere kanatlanır bu sayede.
Eşiğinde basamak olma hasretini ruhunda yaşayan gerçek sofidir ancak. Nitekim gerçek manada teslim olmuş olan bir sofi seyrine daldığı sarığına ve hırkasına pervane eyleyip çorbasında lezzet olmayı diler hep. Şöhretten uzak iki kaşı arasında içindeki tufanı yok edecek ışığı alabilmek uğruna neler feda etmez ki.
Sofi bildi ki onda var olmayı başarabilirsem sevgi deryasında fenafiş’şeyh’ten fenafiş’resule, ordan da fenafillâha yol alacak. Böylece can bedeni hayat bulacak ebedü’l ebede kadar.
Her nevar ki onun sinesinde gizli, derdim var inlerim dedi Yunus. Dolayısıyla derman bu inleme karşısında dile geldi: Oğul hizmet dedi. Sofide hizmet ettikçe himmete boyanıverdi. İşte sofilik budur.
Bişr-i Hafi; Böyle bir zamanda sofinin ganimeti insanların onu tanımaması, yerini yurdunu bilmemesidir diyor ve ilaveten; Hangi sofide dünya metaı sevgisi var, ona sofi demek doğru olmaz diye beyan buyuruyor.
İmamı Gazali de; “Hakka süluk edenler ancak sofilerdir.. ahlakları ahlakların en güzeli, en keskin akıllıların akılları bir araya gelse sofilerin siret ve ahlakından hayırlı bir hale muvaffak olamazlar.. Çünkü bütün hareketleri Nur-u Nübüvvetten müktesabdır ..” diye onların güzel karakterlerini cümle aleme ilan ediyor böylece.
Sofilik güzel olmasına güzelde birtakım kaide ve kurallara uymak kaydıyla...
Üç türlü sofiliğin olduğunu Gavs-ı Bilvanisi (k.s) bakın nasıl izah ediyor:
Birincisi; şeyh şeyhtir, müritte mürittir. Bu durumdaki sofi senede en az iki üç sefer mürşidini ziyaret etmeyi ihmal etmez.
İkincisi; Ne şeyh şeyhtir, ne şeyh müridin şeyhidir, ne de mürit mürittir. Yani mürit tövbe edip evine döndükten sonra mürşidiyle irtibat kurmadığı gibi ziyaret etmez de. Zaten bir seneyi aştı mı ne mürit ona mürit, ne de o şeyh ona şeyh olur, aradaki cereyan kesilir böylece.
Üçüncüsü; Şeyh müride mürittir. Yani, şeyhin kıymetini bilmediğinden dolayı şeyh devamlı onlara hizmet eder, böylece mürit olur şeyh adeta. Tabii bu müritlikse şayet...
Hakiki sofiliğin şuuruna ermemiş olanlar genelde keşif keramet aramaktalar, oysa bu yolda Rıza-i Bari niyeti esastır.
Sofi;
—Önünde kılavuz olan sultanının emirlerini yerine getirmeli,
—Sevmediği şeylerden uzak kalmalı,
—Gördüğü rüyaları ve halleri tabire kalkışmamalı ve bağlı olduğu Sultanına bildirmeli,
—Meclisinde sesini yükseltmemeli,
—Bir şey sorduğunda cevabına son derece dikkat kesilmeli,
—Sultanının sözlerini insanlara aktaracağı zaman anlayabilecekleri kadarını iletmeli,
—Huzurunda abdest almaktan imtina etmeli,
—Dualarına ortak etmeli vs. bir dizi adaplara uymalı ki sofiliğin hakkı verilebilsin. Çünkü Saadatlar sıradan insan değil, onlar Allah nezdinde naz makamında olan Gönül Sultanlarıdır.
Şah-ı Nakşibendî(k.s) Allahtan üç şey istedim;
—Birincisi; Buhara’da ki kabristanda ne kadar mevta varsa şefaatimle rahmetine nail olsunlar diledim,
—İkincisi; kıyamete kadar bu kapının mürşitlerinin bulunmasını ve kıyamete kadar bu yolun devamını istedim.
—Üçüncüsü de; hayatta vuslatı gerçekleştiremeyenlerin kabirde eksikliklerinin tamamlanıp vuslata ermelerini diledim ve dileklerimin üçü de kabul olundu müjdesini veriyor sofilere.
İnsanlar malum olduğu üzere türlü türlüdür. Bunlar arasında sofiler; halleriyle dikkat çeker. Fakihlerde; hararetli ve ateşli konuşmalarıyla, yani kalleriyle. Bu yüzden Hacegan Pir’leri sofilik kal değil hal dermişlerdir. Aynı zamanda Sofi gece ayık olan demektir. Zira teheccüd namazını kılanın yüzü aydınlık olacağının müjdesini veriyor peygamberimiz.
Sofi aynı zamanda;
—İmamlığa heveslenmeyen,
—Arkadaşı vefat edeceği zaman son yolculuğunda yalnız bırakmayan,
—Kardeşinin uykusunun kendisinin ibadetinden hayırlı olduğu zannında bulunan,
—Sofiye hizmetin Hakka hizmet olduğu şuurunda olan,
—Yalnız yememeye özen gösterip bereketlenmeye talip olandır vs.
Velhasıl; sofilik sevgilinin bakışlarındaki pırıltıdır.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız You cannot attach files in this forum You cannot download files in this forum