ATB İçerik   
 
 
 

İlan Duyuru ve selamlaÅŸma   
 
 

Sadece Üye Girişi Yapmış Olanlar Sohbet Edebilir. Lütfen Giriş Yapın ya da Üye Olun.
 

Anket   
 
 
Sitemize Ziyaretiniz Kim sayesinde ?

Googlede Buldum
Arkadaşım Önerdi
Genel Merkezden Öğrendim
Tesadüfen
DiÄŸerleri



Sonuçlar
Oylama

Toplam Oy 181
Yorumlar: 0
 

Haberler   
 
 

Newsletter

Haber Bültenimizi almak için Üye Olmalısınız

Üye olmak için Tıklayın

 

ATB HAC   
 

 

Cenaze Nakil   
 

 

Avrupa Türk Birliği - Verband der Türkischen Kulturvereine in Europa :: Başlığı Görüntüle - KADER-İ İLAHİYE
  •  Forum   •  Faqs   •  Search   •  Member list   •  User groups   •  Profile   •  Private msg

Aranacak sözcük yer
Avrupa Türk Birliği - Verband der Türkischen Kulturvereine in Europa Gelişmiş Arama

KADER-İ İLAHİYE

 
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder printer-friendly view
« Önceki baÅŸlık :: Sonraki baÅŸlık »  
Yazar Mesaj
alp




Kayıt: Nis 04, 2007
Mesajlar: 775
Åžehir: Unknown

Durum: Çevrimdışı
Mesaj Tarih:
 24 Åžub 2010 Çar - 21:30
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj konusu: Icon Yok KADER-İ İLAHİYE

KADER-İ İLAHİYE

ALPEREN GÜRBÜZER


     Kader Allah’ın ezeli ilmiyle olmuÅŸ ve olacak her ÅŸeyi önceden bilip Levh-i Mahfuza kayd edilmesidir. Ezelde takdir edilip tayin edilen ÅŸeylerin ortaya çıkması olayına da kaza denir. Allah bir ÅŸey olduktan sonra öğrenmez, zaten önceden bildiÄŸini Levh-i Mahfuza yazmışta. Bu yüzden İmam-ı Azam; Levh-i Mahfuza yazılan ÅŸeylerin hüküm olarak deÄŸil vasıf bir haber olarak yazıldığını belirtmiÅŸtir. Yani bu yazı yazıldığı için deÄŸil,  olacak ÅŸeklindedir, ya da şöyle olsun anlamında olmayıp, şöyle olacak ve olacağı önceden bilip tespit manasınadır. Ancak bu yazgı bizlerden gizlidir.
    Rızık, ecel gibi kesinleÅŸmiÅŸ hükümler önceden tayin edilir, hiç kimse Rabbül Alemin’e neden böyledir diye hesap soramaz. Rasulullah (s.a.v); Allahü Teala gökleri ve yeri yaratmadan 50.000 sene önce Levh-i Mahfuz’a mahlûkatın kaderlerini yazdı. O zaman Arş’ı su üzerinde idi (Müslim)  diye beyanda bulundu.
      Allah’ın ilk yarattığı kalemdir. Allah Kalem’e;
      —Yaz dedi.
     Kalem:
     â€”Ne yazayım?
     Allah (c.c):
—Kıyamete kadar olacak ve gelecek herşeyin kaderlerini yaz diye buyurdu.
Nitekim Efendimiz (s.a.v);
—Kim bunun dışındaki bu anlayış ve iman üzerinden ölürse o benden değildir (Ebu
Davud) diye beyan buyurmakta.
         Allah’ın Habib-i (s.a.v);  Muhakkak Allahu Teala herkesin cennetteki ve cehennemdeki yerini said mi? ÅŸaki mi? ne olacaksa halini yazıp tespit etmiÅŸtir buyurunca Sahabe-i Kiram:
 â€”O halde sonumuz belli ise, ameli terketme durumunda olmamız gerekmiyor mu? Daha niye amel ediyoruz ki diye sorduklarında.
Efendimiz (s.a.v) nihayet;
            —Siz gücünüzün yettiÄŸi kadar amel edin gevÅŸemeyin. Bir kimse saadet ehlinden ise ona cennetliklerin ameli kolaylaÅŸtırılır. EÄŸer ÅŸekavet ehlinden ise cehennemliklerin ameli kolaylaÅŸtırılır (Buhari) buyurdu.
Zira Allahü Teala: Kim Allah için harcar, günahtan sakınır ve en güzel sözü kelime-i şahadet) tasdik ederse biz onun için cenneti hazırlarız, aksi takdirde cehenneme giden yolunu kolaylaştırırız (Leyle 5–10) diye beyan buyurmakta.
Hz. Ömer (r.anh):
           â€”Ya Rasululah! Amellerimiz önceden belirlenen bir hüküm üzere mi meydana geliyor, yoksa sonradan bizim baÅŸlayıp bitirmemizle mi ortaya çıkıyor?
 Efendimiz (s.a.v):
—Önceden belirlenen bir hüküm ve takdire göre yapıyorsunuz buyurması üzerine,
Hz. Ömer (r.anh):
    —Her ÅŸeyden önce belirlendi ise, o zaman biz niçin amel ediyoruz?
Efendimiz (s.a.v):
—Ey Ömer! Allah’ın takdir ettiği herşeye amelle ulaşılır dedi.
Hz. Ömer (r.anh):
   â€”Åžu halden ulaÅŸmak istediÄŸimiz herÅŸey için vesile yapılan amellere sımsıkı sarılmamız
gerekir dedi.
          Rasulü Kibriya (s.a.v):
            —Herkes ne için yaratıldı ise onun amelini iÅŸlemeye muvaffak kılınır (Buhari) buyurdu.
          İbnu kayyum Bu hadisi duyana kadar amel konusunda fazla bir ÅŸevkim yoktu, ama ÅŸimdi var gücümle hayırlı amele yöneldim buyurdu. Allahü Teala; Biz dileseydik her nefse hidayet verirdik, fakat tarafımızdan ÅŸu söz kesinleÅŸti. Muhakkak cehennemi bir gurup cin ve insanla tamamen dolduracağım (Secde–13) buyuruyor. Hidayet O’nun elindedir çünkü.  
    Ümmü Habibe (r.anh):
—Allah’ım! Beni zevcim Rasullah, babam Ebu Süfyan ve kardeşim Muaviye ile birlikte güzel günlere ve hoş nimetlere kavuştur diye dua etti. Bunları işiten Habib-i Kibriya Efendimiz (s.a.v):
—Sen Allah’a kesinleşmiş eceller, belirlenmiş günler ve taksim edilmiş rızıklar için
dua ediyorsun. Sen bu tür şeyler yerine Allah’tan seni kabirdeki azaptan ve cehennemin ateşinden kurtarmasını isteseydin, bu senin için daha hayırlı ve daha faziletli olurdu (Müslim) diye uyardı.
RUH
     Kader konusunda bilmiyorum demek daha emniyetli kılar insanı, hakeza ruh konusunda da öyle. Ruh kavramı hassas bir konu olduÄŸundan Allahü Teala Rasülü Ekrem’e bu konuda kelam etmeye müsaade vermemiÅŸtir. Şüphesiz beden gibi ruhda mahlûk cümlesinden, yani yaratılmıştır. Ancak hayvanların ruhları gerek melek, gerek cin ve gerekse insanların ruhları gibi deÄŸildir. Üstelik insana anne karnında daha 120 günlük iken ruh üflenir, dünyadan ayrılacağımız zamanda herne kader ruh bedenimizden çıksa da tam olarak irtibatını kesemez. Bu yüzden kabirlerinde yatan mevtalara selam verildiÄŸinde aleykümselâm diye karşılık verirler, ya da ayak seslerimizi iÅŸitmeleri ruhun bir ÅŸekilde bedenle bağının olduÄŸunun göstergesi olsa gerek. Kıyamet gününde dirildiÄŸimizde ruh sonsuza kadar beden kafesinden ayrılmayacak ve ebedileÅŸecek elbet.
          Bir kimsenin kaderini bilmesi lazım ve ÅŸart deÄŸildir. Çünkü o kendisinden saklanan kaderden deÄŸil, kendisine bildirilen emirlerden sorumludur. Bu yüzden kaderi bilmek deÄŸil,  iman etmek farzdır.
Kendisine ilahi davet ve ilim gelmeyen kimseler mesul değildir. Çocuk iken yaptıklarımızdan sorumlu değiliz. İnsan buluğa erdikten sonra melekler sevap-günah kayıt işlemlerine başlayıp levh-i mahfuz’a yazılmış kaderi bilmezler, en sonunda Meleklerin yazdıkları Allahü Teala’nın Levh-i Mahfuzda yazdıklarıyla aynı çıkar. İşte buna Kader-i ilahi yani kader sırrı denir. Bu kader-i ilahi cennette anlaşılacaktır. Bizler sadece yaşadığımız kısmını biliyoruz. Ötesini bilemiyoruz. Ancak Allah: Bana dua edin, dualarınıza karşılık vereyim (Cafir 60) buyuruyor. Dua münacaattır, hakeza bir sıkıntıdan kurtulmak için yapılır.
          Efendimiz (s.a.v);
Kaderi ancak dua engeller. Ömrü ancak iyilikler artırır. Kul işlediği günahlar yüzünden rızkından mahrum kalır (Hakim).
Şüphesiz sadaka Rabbin gazabını söndürür ve kötü ölümü engeller (Tirmizi)
           Rızkının geniÅŸlemesini,  Ã¶mrünün uzamasını isteyen kimse akraba hukukunu korusun  (Buhari) buyurmuÅŸlardır.
          Rabbül Âlemin buyurdu ki;
          Rasulum de ki: Ben Allah’ın dilediÄŸinden baÅŸka kendime her hangi bir fayda ve zarar verecek güce sahip deÄŸilim (A’raf/188).

KADER ÇEŞİDİ

       Bir tür kader vardır ki; o kati hükme baÄŸlanmış dua ve himmetle iptal edilemez. Nitekim rızk, evlilik ve ecelde olduÄŸu gibidir. İster haram isterse helal yoldan insanın gıdalandığı her ÅŸey rızktır. Dolayısıyla rızk vardır, haktır ve beÅŸeriyete Allah’ın ezeli takdiri üzerine pay edilir. Rızk farklılıkların olması imtihan ve kulu sınama içindir. Zira Allah merhamet sahibidir, kâfirlere bile bu rızk nimetinden verilir.
        Kaderin bir türü de var ki, bazı sebeplere baÄŸlanmış. Ki; buna kaza-i muallâk da denir, hatta dua, himmet ve sadaka da bu kapsama girer.  Mesela çocuk sahibi olmak isteyen önce evlenip cinsel iliÅŸkiye girmeli,  nasipte varsa erkek-kız hangisi olacaksa ona razı olmalıdır.  Hiç çocukda olmayabilir veya geç olabilir,  bütün bunlar kader konusudur.
       Kulun başına ya iyilik,  ya kötülük, ya sıhhat, ya da hastalık gelebilir. Elbette hastalık kaderdir, ama tedavi olmak da kader. Acıkmak kader,  ama rızık aramakda kader, günahlarda kader ama sakınmakda kader. Efendimize sordular:
—Ya Rasulullah! Biz hasta olunca ilaç alıyoruz, şifa için okunuyoruz, bunlar Allah’ın
kaderine mani olur, bize bir fayda verir mi?
Efendimiz(s.a.v):
           â€”Onlarda Allah’ın kaderindendir (Tirmizi) buyurdu.
           Rasululah (s.a.v): Sana fayda verecek ÅŸeyin peÅŸine düş ve ulaÅŸmak için Allah’tan yardım iste, sakın acizlik gösterme, Başına bir durum gelince: KeÅŸke şöyle yapsaydım şöyle olurdu deme. Fakat: Bu Allah’ın takdiridir, O dilediÄŸini yapar de. Çünkü keÅŸke türü hayıflanmalar ÅŸeytana kapı açar, söyleyeni zarara sokar (Müslim).
       Rasulüllah; Bir kötülük iÅŸlediÄŸin zaman hemen ardından bir iyilik yapki o temizlensin (Tirmizi).
       Hz. Ömer Åžam’a yola çıktığında sınırda Ebu Ubeyde b. Cerrah karşıladı:
—Ya Ömer! Şamda ciddi bir veba hastalığı var dedi. Bunun üzerine Halife Ömer derhal
arkadaşlarıyla istişare edip geri dönmeye karar verdi. Bu durum Şam Valisinin taaccübüne giderek;
—Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun?
        Hz. Ömer (r.anh):
      —Evet, Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine rücu ediyorum dedi. İlaveten:
     â€”Senin bir grup deven olsaydı, bir tarafı otlu, diÄŸer tarafı çorak olan bir derenin hangi tarafında otlatırdın? EÄŸer meralı yerden otlatırsan develerin doyurmuÅŸ olup Allah’ın kaderiyle gütmüş olursun, çorak tarafa yönlendirsen develerini aç bırakır yine Allahın takdiriyle gütmüş olursun. İkisi de kader, fakat sonuçları farklı.
        Tam bu soru cevaplı konuÅŸmalar bitmek üzere iken Abdurrahman b. Avf yanlarına geldi dedi ki:
      —Ben Allah Rasulünden; Bir yerde veba hastalığının bulunduÄŸunu iÅŸittiÄŸinizde oraya gitmeyin. BulunduÄŸunuz yerde veba görülünce de oradan kaçarak baÅŸka yere çıkmayın sözünü duydum. Bu hadis-i ÅŸerif iÅŸitince Halife Hz. Ömer (r.anh) Allah’a hamd ederek Medine yoluna koyuldu.

YARATMAK AYRI FİİLİ İŞLEMEK AYRI

      Allah hayrı yaratır, ama ÅŸerri yaratmaz demek yanlış, kötülüğü iÅŸlemek ayrı ÅŸey, yaratma baÅŸkadır. İyi kötü bize göredir.  Evet! Allah dilese idi herkes imana gelirdi, ancak herkesin hidayete gelmesini irade etmemiÅŸ, imtihan gereÄŸidir çünkü. Allah güç ve takat vermese kul ne hayır ne de ÅŸer iÅŸleyebilir, kul için eylem vardır ama fiilin yaratıcısı deÄŸildir, yani yapıcısıdır. İnsanda cüzi irade verilerek birçok ÅŸeylerle desteklenmiÅŸ, hatta gerek peygamber,  gerek melek gerek kitap ve gerekse akıl ile hayra giden yol gösterilmiÅŸtir. Anlaşılan odur ki Allah’ın fiili ile kul’un fiili aynı ÅŸeyler deÄŸildir. Yine fiili yaratmak baÅŸka fiili iÅŸlemek baÅŸkadır. Hayır ve ÅŸerrin Allah’tan olduÄŸuna inanmak kaderdir. Çünkü kaza ve kader Allah’ın ezeldeki sıfatlarıdır. Kader-i ilahi gereÄŸi hayırlı iÅŸlerde Allah hoÅŸnut olur, kötü eylemlerde Rabbül Âleminin dilemesi vardır, ama kesinlikle kötülüğe rızalığı yoktur.
     Allah bazılarına ikram eder, sever, seçer ve hidayet verir,  tercih O’nundur, bazılarından da ilahi yardımı keser, kulların kalbini baÄŸlar, kalbi mühürler ya da ÅŸeytanla baÅŸ baÅŸa bırakır, bu durum adaletin gereÄŸidir. Dahası Kader-i ilahiye imtihan sırrıdır, o alanda bize laf düşmez, hiç kimse otoriter deÄŸil de.
      Kader konusunda Cebriye akımı kula tercih hakkı tanımaz. Kaderiye akımı da bunun tam tersi Allah kuluna karışmaz der. Ehlisünnet ekolü ise hem kaderi hem de ilahi takdiri esas alır, Allah kulun tercihine göre fiillerini yaratır der. Zira böyle olmasaydı cebir olurdu, yani kâfir zorla inkâr etmiÅŸ olurdu ki;  Allah zulümden münezzehtir, hiçbir kuluna zulmetmez. Allah; Sizin hayır gördüğünüz ÅŸeylere ÅŸer, ÅŸer gördüğünüz ÅŸeylerde hayır olabilir. İşin aslını ve hayırlısını siz bilemezsiniz (Bakara,216) buyuruyor çünkü.
      İnanan insan rızık endiÅŸesi taşımaz, sabreder, yine iyilikleri kendinden bilmez ümit ve korku halinde yol çizer kendine, günah iÅŸleyene lanet okumadığı gibi, hak yola çağırır nasiplensin diye.


                                                  ÜÇ KANUN

      Allah’ın üç kanunu var: Birincisi Ata kanunu, ikincisi Kaza kanunu, üçüncüsü de Kader kanunudur. Ata;  kazayı,  kaza da kader kanununu bozabilir.  Bazen uhrevi cezalar Allah’ın Ata kanunuyla iptal edilebilir, böylece kaza’nın bozulmasıyla da kaderde otomotikmen deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramış olur.
      Bir sufi kayıtsız ÅŸartsız teslim olduÄŸu,  Ã¶nder bildiÄŸi bir zata öyle baÄŸlanır ki zaman içerisinde muhabbeti doruÄŸa ulaşır ve keÅŸfi açılır. Bir gün bir sofi merak eder kendi kendine der ki:
      —Bir bakayım MürÅŸidimin maneviyattaki makamı ne, baktığında ne görsün muhabbet beslediÄŸi mürÅŸidi ÅŸaki yazılmış. Bu yazıyı gördükten sonra artık mürÅŸidi ile ilgilenmez ve bu durumu mürÅŸidinin gözünden kaçmaz. Bu sefer mürÅŸidi merak eder:
—Oğul sana ne oldu, eskisi gibi değilsin?
   Cevap verir:
—Maneviyattaki makamına baktım şaki yazılı ondan dedi.
     O zat der ki:
     â€”Bak evladım,  Sen o yazıyı daha yeni görüyorsun, ben ise yedi senedir o yazıyı gördüğüm halde zerre miskal Allah’a itaat etmekten geri durmadım ve ümidimi kesmedim buyurarak anlamlı mesaj vermiÅŸ oldu.
    Velhasıl; Allah dilerse Ata kanununda yazılan Åžaki’yi Mutiye çevirebilir. Nitekim Yunus; bunun için kahrında hoÅŸ lütfunda hoÅŸ demiÅŸ.
    Vesselam.


Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
Mesajları göster:  
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder printer-friendly view
Mesaj Panosu -> Tarih Din ve Milli Time synchronized with the forum server time
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)


Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
You cannot attach files in this forum
You cannot download files in this forum




Powered by phpBB © 2007 phpBB Group

Atb2009 Theme by effectica ©
Atb2009 Theme conversion By GPLhunter - visit us at: evolution-themes.net
Forums ©
effectica.com AVRUPA TÜRK BİRLİĞİ

Spambot Killer
Site Map

[News Feed] [Forums Feed] [Downloads Feed] [Web Links Feed] [Validate robots.txt]

Copyright © 2009. A.T.B - PHP-Nuke Evolution GNU/GPL Support Evolution Germany
Bu Site ÖnBellek Sistemini Kullanmaktadır. ÖnBelleği Güncellemek İçin Tıklayın.
[ Sayfa Üretimi: 0.93 Saniye | Bellek Kullanımı: 12.31 MB | VT Sorgusu: 124 ]

Do Not Click