|
İlkbahar yaza, yaz sonbahara, sonbahar kışa dönüÅŸürken, insanoÄŸlu bütün bu mevsim deÄŸiÅŸiklikleri seyrederek dünyada geçireceÄŸi hayat serüvenini hatırlıyor kendi kendine. Bütün bu olanlara bakarak burası dünya, burası hepimiz için imtihan salonu diye haykıramız geliyor içimizden.
Hz. Nuh(a.s)’a sormuÅŸlar; dokuz yüz senelik dünya hayatından ne anladın diye. O da; “Dünya iki kaplı handır, birinden girdim diÄŸerinden çıktım’’ ÅŸeklinde cevap vermiÅŸ, böylece hayatı özetlemiÅŸ. Peki ya bizim durumumuz nasıl, bunca ömür ne yaptık ki acaba? Bu gün Allah için ne yaptın? sorusunu uzun zamandır iÅŸitemez olduk. Yazık nice kaybettiÄŸimiz yıllara. Hem de ne vah, vah nice harap geçen halimize. Allah’ım başımız yerde hala, merhametine müÅŸtakız. Gidecek kimimiz kaldı ki senden baÅŸka. Yüzümüz olmasa da dönüp dolaÅŸacağımız dünyamızda varacağımız nokta sana gelmektir Ya Rab! Huzurunda Yusuf’un düÅŸtüÄŸü zindanı, Yakup’un gözyaşını, Musa’nın asasını ve Efendimiz (s.a.v)’in âlemlere rahmet olan ÅŸefaatini düÅŸüneceÄŸiz, buna mecburuz da. Yeryüzü bataklığında, kendimizi yaktığımız dünyayı mescit deÄŸil de bir konaklama mekânı yaptığımız için ah-ı aman diliyoruz daha ÅŸimdiden. Merhametine sığınacağız rahmet yaÄŸmurunu üzerimize yaÄŸması için, huzuru ilahide meleklerini indirirken rahmete gark olmak adına eman diliyoruz. Affetmen için ellerimizi açıp kalbimizle yalvarıyoruz, sığınacak dalımız bir tek sen varsın. Her yaÄŸan rahmet yaÄŸmur tanesinde bir melek var çünkü. Dünyada nice kuyular kazıldı, nice tuzaklar kuruldu, boÅŸ bulunduk, dengemizi kaybettik biranda. Biliyoruz son piÅŸmanlığın fayda vermeyeceÄŸini, yine de bir feryatla kapına dayandık. Senden geldik, dönüÅŸ sana. Umudumuz sen, seni istiyoruz Ya Rab! Dünyadayken de gençliÄŸimiz eyvahtı, huzurunda da öyle. Rahmetin gazabını geçtiÄŸini bildirdin bize. Yunusça kahrında hoÅŸ, lütfün da hoÅŸ demek düÅŸer bize bu yüzden.
Dualarımızla içten münacaat ettikten sonra gelelim konunun ciddiyet boyutuna. BilindiÄŸi üzere hayatın her deÄŸiÅŸim evrelerinde karşılaÅŸacağımız olaylar, yaÅŸananlar ve yaÅŸanacak olan her ÅŸey insanın alın yazısı, hatta bütün canlıların kader döngüsü levh-i mahfuzda kayıtlı. Bu kader döngüsü içerisinde insanın diÄŸer canlılardan ayıran en önemli farkı tüm mahlûkata halife tayin edilmesidir, yani eÅŸrefi mahlûkat olması. EÅŸrefi mahlûkat yaratılmışların en üstünü demek, ona bu üstünlük misyonunu yükleyen sebep, omuzlarına yüklendiÄŸi ilahi emanetten dolayıdır. Madem emanet sahibiyiz, o halde yaratılış gayemize uygun bir hayat tablosu ortaya koymak boynumuzun borcu olsa gerektir. Daha dünyaya ilk adım attığımız andan itibaren öteki dünyaya yolcu olacağımız son adım arasındaki zamanı iyi deÄŸerlendiren bir kul olabilirsek Ahsen-i takvimle müjdeleniriz, bunun aksi durumda ise sonumuz esfel-i safilindir, yani hayvandan da aÅŸağı mertebeyle uÄŸurlanmak demektir.
Bir çocuk akıl baliÄŸ olmakla birlikte ilahi hükümleri uygulama sorumluÄŸu üstlenmiÅŸ pozisyona gelir. Ki bu sorumluluk basamağı gençlik çağıdır, bu böyle biline.
Nasıl bir toplum olduÄŸumuz öÄŸrenmek istiyorsak yaÅŸadığımız toplumun gençliÄŸine bakmak kâfi. Nitekim Bir Alman filozofu; Bana gençliÄŸinizi gösterin size geleceÄŸinizi söyleyeyim demiÅŸtir. Zira gençlik toplumun aynasıdır. Åžöyle bir hayat öykümüze baktığımızda; çocukluk dönemimiz tohum, gençliÄŸimiz ise çiçek halimizdir. Bir tohumda nasıl ki koca bir aÄŸaç gizli ise, çocukluk ve gençlik tohumunda da bir millet, hatta tüm bir insanlık gizlidir. O halde yapılacak ilk iÅŸ topraÄŸa atılacak tohumun uygun ortam ve ÅŸartlarda filizlenmesini saÄŸlayıp, çiçek açtıktan sonra da iyi bir meyve vermesini beklemektir. Bugün gençliÄŸin anomi hal alması gerekli uygun zemin ve ÅŸartları sunamamızdan kaynaklanmaktadır. Çocuklarımız hayatın acımasız tuzaklarına yenik düÅŸüp her biri birer birer kaybolurken bu gidiÅŸe dur diyecek kimsemiz kalmamış maalesef. Her yanımız harap her yer zindan. DaÄŸ, taÅŸ ve hatta bütün kâinat bu gidiÅŸattan incinmiÅŸ kıyam halinde sanki. Gençlerin meselelerine eÄŸilmemek onların dünyalarına tercüman olamamak gibi bir tablo var önümüzde. Bütün bu gerçekler ortada iken hala bizde iyi adam yetiÅŸmiyor serzeniÅŸinde bulunma hakkını piÅŸkin vaziyette görüyoruz kendimizde. Hem gerekli alt yapıyı kurmuyoruz hem de durumdan vazife çıkarıp sürekli bir ÅŸeylerden ÅŸikâyetçi olmayı yeÄŸliyoruz.
Hayat denen serüvende, gençliÄŸini hiçe sayan uygulamalar yarınlarımızı karartıyor hep. Peyami Safa; GençliÄŸi ayakta olmayan cemiyet yataktadır derken kanayan yaramıza neÅŸter vurup çok doÄŸru bir teÅŸhiste bulunuyor Gerçektende ÅŸuanda yaÅŸadığımız manzara hasta yataÄŸa düÅŸmüÅŸ halidir. Birbirimizden habersiz yığını andırıyoruz her birimiz. Bunlar ellerimiz, bunlarda ellerimizin büyük boÅŸluÄŸu, beÅŸ parmağın beÅŸi de birbirinden habersiz iÅŸlev görüyor sanki. Dayanışma yok, birlik ÅŸuuru yok, maddi manevi bir hamle yok. Yok, yok, yani yoklarımız bir deÄŸil birçok. Hâsılı yoklarımız varlarımızın çok çok ötesinde. Öyle ki geçmiÅŸte yaÅŸadığımızı bugünde hala yaÅŸamakta olduÄŸumuz kanlı terör olayların yankıları hala zihinlerimizde taptaze duruyor. ReÅŸit olmamış, daha yeni akil baliÄŸ yaÅŸa gelmiÅŸ gençliÄŸin eline tutuÅŸturulmuÅŸ pankartlarla sokaÄŸa dökülmüÅŸlüÄŸü, ne halde olduÄŸumuzun tipik misaliydi. Yetkililer her zaman bildik alıştığımız cümleleri saf etmiÅŸlerdi: ‘Devletimiz büyüktür, her ÅŸeyin üstesinden gelecek güce sahiptir bu yapılanlar yanına kar kalmayacak’ gibi beyanlarla iÅŸi geçiÅŸtirmeye çalıştılar habire.
Senelerdir hep bu açıklamalar yapılır, bir türlüde bu beyanlara raÄŸmen olaylar dinmek bilmiyor her nedense. Demek ki meseleler demeç vermekle çözülemiyor, uygulamada göstermek gerekirmiÅŸ meÄŸer. Gençlerin terör eylemlerine kanalize olmalarının arka perdesinde sebep-netice iliÅŸkisini iyi analiz edip ondan sonra problemi gidermek varken havanda su dövdük sadece.
GençliÄŸimiz anlık yaşıyor, yaÅŸadığı hayattan tat alamıyorlar, adeta nefes nefese hayat yaşıyorlar. Zavallı gençliÄŸin elinden tutacak ÅŸefkat eli olmayınca ruhi bunalımla didiÅŸip durmaktalar sürekli. Onları toplumdan dışlamışız bir kere. Hippi demiÅŸiz, alay etmiÅŸiz, aÅŸağılamışız ve sevgiyi onlardan esirgemiÅŸiz. GençliÄŸe bakışımız önyargılı bir yaklaşım olunca olacağı da bu idi, baÅŸka bir ÅŸey beklenemezdi ki zaten. Onlara söz hakkı vermeyi bile çok görüp tehlike olarak addetmiÅŸiz. Elbette ki tabular, dayatmalar, serzeniÅŸlerin sonunda böyle bir gençliÄŸin doÄŸması kaçınılmazdı. BaÅŸka ne beklenirdi ki?
Cuma günleri son hutbede okunan ayetin sırrını bilmem hiç düÅŸündük mü? Allahü Teala; ‘Åžüphesiz Allah (aklıselime) adaleti, iyiliÄŸi ve (özellikle) akrabaya yardımı emreder. (Nefsin behime kuvvetine) fuhuÅŸu,(subuiye kuvvetine) münkeri, (vehmi kuvvetine) zulüm ve tecebbüsü yasaklar. Bize (bu suretle) öÄŸüt verir ki, iyice dinleyip anlayıp tutasınız.(En-Nahl 90)’ diye beyan buyurarak hakiki hayatın ve hakiki hükmün nasıl olması gerektiÄŸini insanlığa bildirmektedir. Çünkü kâinatta nizam adaletle mümkündür. Tabii ve zaruri adalete insanın müdahalesi söz konusu olamaz zaten. Fakat ihtiyari adalet öyle deÄŸil, cüz-i ihtiyara sahip insanoÄŸlu beyin, kalp ve akli melekeleri sayesinde birtakım olaylara müdahale izni vardır. İşte toplumun huzurlu ortamda yaÅŸayabilmesi için ihtiyari adaletin gereÄŸinin yerine getirilip getirilmemesine baÄŸlıdır. Son hutbede okunan ayeti celileyle Allahü Teala Hukukta adaletin önemine iÅŸaret ederek icrasının ÅŸart olduÄŸunu vurgular. Toplumun bütün kesimlerine gerek ahlaki gerek itikadı, gerek halka karşı, gerekse Allah a karşı sorumluk ÅŸuuru vermedikçe özlediÄŸimiz o ideal gençlik potansiyeli vücuda getiremeyiz. Gençlik hem iç dünyasına adaletli olacak hem de dış dünyasına. Hâsılı En- Nahl suresinin 90. ayeti iç dünyamızda nasıl bir adalet kurmamızı öÄŸütlediÄŸi gibi, dışa karşıda adaleti tesisi saÄŸlamamıza iÅŸaret etmektedir.
Adalet ve hürriyet iki mühim unsur, etle tırnak gibidirler. Her ikisi de baÅŸ tacımızdır. Batı bu iki unsurun önemini geç fark etse de sonunda geliÅŸmesini tamamlayabilmiÅŸtir. Hürriyetsizlik daima iç buhranlar ve adaletsizlik doÄŸurmuÅŸtur çünkü. DüÅŸünce melekesinin hareket geçmesinde en önemli etken hürriyetin varlığıdır. Ki, İslamiyet özgürlük hususunda ileri doruÄŸa ulaÅŸmış evrensel mesajlar sunuyor insanlığa. İnsanları tüm sahte mabutların boyunduruÄŸu altında kurtararak sadece Allah’a abd (kul) olmaya davet etmektedir. İşte gençliÄŸimize vereceÄŸimiz tek mesaj bütün sahte putlardan sıyrılıp Allah’a teslim olmanın gerçek özgürlük olduÄŸunun bilincini aşılamaktır. Zira Cuma Hutbesin de okunan ayet insanı fuhÅŸun, zulmün, ahlaksızlığın ve maddi ihtirasların esaretinden çıkmamızı öÄŸütleyerek hakiki adalet hürriyeti tatmamızı beyan buyurmaktadır.
Said Nursi Hz.leri Risale i Nur eserlerinde gençlik üzerine ÅŸunları der: Sizdeki gençlik katiyen gidecek. EÄŸer siz daire-i meÅŸruada kalmazsanız o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada hem kabirde, hem ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek. EÄŸer terbiye-i İslamiyye ile o gençlik nimetine karşı bir ÅŸükür olarak, iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz, o gençlik manen baki kalacak. Ve ebedi bir gençlik kazanmasına sebep olacak. Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle zinetlendiriniz. Ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz… Gençlik gidecek. Sefahatte gitmiÅŸ ise; hem dünyada, hem ahirette, binler bela ve elemler netice verdiÄŸini ve öyle gençler ekseriyetle su-i istimal ile israfat ile, gelen evhamlı hastalıkla hastanelere ve taÅŸkınlıklarıyla hapishaneler veya sefalet hanelere ve manevi elemlerden gelen sıkıntılarla meyhanelere düÅŸeceklerini anlamak isterseniz, hastanelerden, hapishanelerden ve kabristanlardan sorunuz..(Bkz. Gençlik Rehberi s.26-30 Sözler Yayınevi.)
Bilmem bu güzel sözlere ilave edilebilecek sözümüz olabilir mi? Haddimize mi düÅŸmüÅŸ.
Vesselam.
|