 |
 |
|
| |
|
Anasayfa |
| |
|
|
Haber |
| |
|
|
Din Dersleri |
| |
|
|
Üye Menüsü |
| |
|
|
Paylaşım Alanı |
| |
|
|
Site Hakkında |
| | |
|
|
|
 |
 |
 |
 |
İlan Duyuru ve selamlaşma  |
 |
|
|
 |
 |
 |
|
| |
Sitemize Ziyaretiniz Kim sayesinde ?
|
|
|
|
 |
 |
|
 |
|
|
 |
CAN BOĞAZA GELDİKTEN SONRA İNANSAN, NE İŞE YARAR Kİ? ALPEREN GÜRBÜZER
Tarih: 19 Mart 2010 Cuma
Kul iman üzere hayatını tanzim edip, ÅŸeksiz ÅŸüphesiz bir ÅŸekilde ahir ömrünün sonuna kadar ve ehlisünnet itikadı doÄŸrultusunda sebat ederek geçirmeli. Dahası itikadımızı ta ki can bedenden çıkmadan korku ile ümit arasında sevgi ile beslemeli ki kurtuluÅŸa eriÅŸilebilsin. Din akide üzerine kurulu çünkü. Akide olmayınca imanda olmaz zaten.
Tevhit ilminde ihtilaf etmek bidattir, zahir ilminde hata etmek hoÅŸ görülmüÅŸ, ama itikat hata kabul etmez. Zira böyle bir hata baÅŸtan küfürdür. Ancak hata ile söylenen elfaz-ı küfür böyle deÄŸil, yani sehven söylenilmiÅŸ küfür sözler küfre götürmez, ama tövbe etmeyi gerektirir. Dil sürçmesi ile söylenen küfür sözlerde bu kapsamda deÄŸerlendirilir. Bir kimse baskıyla, zorla küfür söz söylerse yine kâfir olmaz, fakat bir baÅŸkasına küfür söz telkininde bulunan küfre girer. BilindiÄŸi gibi müÅŸrikler Ammar’ın kafasını suya soktular. Birinci ve ikinci daldırışlarda Kelime-i Tevhidi tasdik etti, artık üçüncüye geldiÄŸinde başı suya sokulduÄŸunda takatinin kalmadığını anlamıştı, ne yapabilirdi ki, nihayet o an müÅŸriklerin beklediÄŸi cevabı söyledi de:
— O peygamber deÄŸildir, diye.
Bu cevap karşısında Ebu Cehil’in gözlerinde zafer ÅŸimÅŸeÄŸi çakmıştı ve:
— Ha. Åžöyle ol, baban ve annen gibi pisipisine ölmekten kurtuldun, dedi.
Fakat müÅŸrikler Ammar’ın ikrarını yeterli bulmamış olsalar gerek ki ona Lat ve Uzza tanrıdır lafını söylettirebildiler de.
Ammar bütün bu olanlardan sonra kalktı Habib-i Kibriya’nın huzuruna mahcubiyet içerisinde üzülerek çıktı ve dedi ki:
— Ya Rasulullah! Bana zorla söylettiler, ÅŸimdi benim halim nice olur?
Habib-i Kibriya:
— Ya Ammar! Takatinin dayanamayacak noktada iken, o sarf ettiÄŸin sözleri ikrar ederken kalbinin durumu nasıldı?
Ammar aÄŸlayarak cevap verdi:
— Ya Rasululah! Kalbim her an ÅŸeksiz ÅŸüphesiz seninleydi.
Kâinat Serveri:
— Sana tekrar baskı yaparlarsa, hatta zorlarlarsa istediklerini söyleyebilirsin, der.
Ammar derin bir nefes aldı. Çünkü imanını kaybettiÄŸinin endiÅŸesini taşıyordu, bu sefer gözlerine sevinç yaÅŸları bürüdü ve o anda bu konu ile ilgi vahiyde indi:
— İman etmesinden sonra her kim küfür hayatına dönerse… Ancak kalp iman huzuruna ermiÅŸ olarak zor karşısında diliyle küfür kelimesini söyleyen böyle deÄŸildir (Nahl 106–109). Böylece, bundan böyle hiç kimse Ammar dininden döndü ifadesini söyleme cesaretini kendinde bulamayacaktı.
Rabbül Âlemin insanın önce itikadına bakar. Can boÄŸaza geldiÄŸinde iman etsen bile ne iÅŸe yarar ki? Çünkü o an ölüm meleÄŸi ahiret hallerini gösterip yanıldığını gösterir insana, o insan o anda piÅŸmanlık duyacaktır, ama kurtuluÅŸ için artık geç kalınmıştır. Zira hüsnü hatime denilen güzel son, ancak Salih imana sahip kullar içindir. Cehennemden insanı koruyacak tek kurtuluÅŸ reçetesi ise imandır. İman ne alınır ne de satılır. Bu yüzden Arifler iman en büyük nimettir diyorlar. İmamı Azam’ın yanına bir grup inkârcı geldiÄŸinde, büyük imam daha söz söylemelerine fırsat vermeden der ki;
—Åžu Dicle Nehrinde bir gemi var. Kendi başına hareket ediyor ve sahile yanaşıyor, hatta kendi kendine geminin içine yiyecek, içecek vs. bir sürü malzeme doldurduÄŸu gibi kaptansız olarak da kendi başına yol alıp gideceÄŸi yerde yükleri boÅŸaltmanın yanı sıra geri dönüyor da. Siz buna ne dersiniz?
Adamlar:
—Kendi başına bir geminin bunları yaptığı nerde görülmüÅŸ, hiç öyle ÅŸey olur mu? Dediler.
İmamı Azam Ebu Hanife.
—Bir gemi kendi başına bu iÅŸleri yapmaya muktedir olamıyorsa, ÅŸu koca kâinatı kendi başına kurulması, hareket etmesi mümkün mü diye sual edince susmak zorunda kaldılar ve akabinden Müslüman oldular. Bediüzzaman’da bu anlamda; Nasıl ki bir köy muhtarsız, bir kitap kâtipsiz, bir bina ustasız, bir ülke sultansız idare edilemeyeceÄŸine göre, ÅŸu kâinatta elbette sahipsiz ve idaresiz olamaz buyurmuÅŸlardır.
Rabbül Âlemin; “Size düÅŸünecek bir kimsenin düÅŸünebileceÄŸi kadar bir ömür vermedik mi? Hem size uyarıcıda gelmiÅŸti. Åžimdi tadın azabı, artık zalimler için bir yardımcı yoktur” (Fatır,37) buyuruyor.
Ah bir zaman aramızda olup da ÅŸimdi aramızdan ayrılan ölülerimiz bir dile gelseler belki de ÅŸu cümleleri kuracaklar:
“Can bir gün elbet göçecek, göçtükte. Dünyada hiç kimse durucu deÄŸil. GöçtüÄŸün vakit ardından dostlar mezara kadar uÄŸurlayacak, ondan ötesini dünyadakiler bilmeyecekler, adeta iyiyi kötüyü seçmeye geldik buraya. Ölüm suyundan içtiÄŸimiz vakitte neler yaÅŸadığımızı bir bilseniz, hatta canımızın yandığını da. Åžayet bizi merak edip arıyorsanız tabutumuzu sardığınız o günden bugüne buradayız. Orada ne var ne yok soruyorsanız cevaben; burası öyle bir yer ki kimine cennet bahçelerinden bir bahçe kimine de cehennem çukurlarından bir çukurdur diyebiliriz ancak, bundan ötesini anlatmaya izin yok zaten. Zavallı dünya sağır ve habersiz, bilmem anlayabildiniz mi ey dünyalılar!”
O halde biz dünyalılar Allah’ü Tealayı tefekkür etmeli, ama nasıl? Allah Resulü; Allah’ın zatını düÅŸünmeyiniz. O’nun nimetlerini ve yarattığı varlıkları düÅŸününüz. Her ne akla gelir, hayal edilir o Allah deÄŸildir buyurmakta. İmam Åžafii’de; Bir kimse kendi fikrinde tasavvur ettiÄŸi varlığı Rabbi sansa Yaratıcıyı varlıklara benzetmiÅŸ olur, fakat O’nu anlamaktan aciz olduÄŸunu ikrar ederse Allah’ın birliÄŸine iman etmiÅŸ olur der. Allah gökleri ve yeri aydınlatandır ayetini baz alıp da; Allah parıldayan nur olarak söylemek caiz deÄŸildir. Çünkü nur sonuçta bir ışık ve bir renktir. Miraç’ta Habib-i Kibriya Efendimiz (s.a.v) Allah’ı kaÅŸ gözüyle deÄŸil, manen kalp gözüyle gördü. Aynı ÅŸey biz insanlar için söz konusu olamaz, fakat ahirette sınırlama olmaksızın cemalullahı seyir için perdeler açılacak elbette. Bu dünyada ise ancak Rabbani âlimler basiret gözüyle Allah’ın sıfatlarının tecellilerini temaÅŸa edebiliyorlar. Yine Resulü Ekrem; “Allah zatını nurlarla perdeledi. EÄŸer O perdeyi açsaydı zatının nurlarından cümle âlem yanardı” buyurdu.
Hayatını kibir ve bidatlerle donatmış insana son nefese kadar yakin ilmi açılmaz. Allah (c.c); “O kibredenleri katiyen sevmez” buyuruyor (Nahl (16),123). Yine Rabbül Âlemin; “Yeryüzünde haksız yere kibredenleri ayetlerimizi görmekten ve anlamaktan men edeceÄŸiz. Bu durumda onlar bütün mucizeleri görseler yine iman etmezler.. Onların bu hali, ayetlerimizi yalanlamalarından ve ondan gafil olmalarındandır” (A’raf 146) beyan buyurmakta. Kibir boynun kasılması ya da yüzün kırışıp karşısındakini küçük görme ÅŸeklinde dışa yansır.
Mukarrebun olabilmenin ilk adımı faziletten ve takvadan geçer, nesebe soya bakılmaz. İmanda ve amelde hiç adım atmamak kuru bir taklitçilik doÄŸurur, kulaktan dolma bilgilerle gününü gün edenlerle bizatihi yakinen görenle aynı olur mu? Elbette ki bir olmaz. Efendimiz (s.a.v); “Kulakla duyulan haber, gözle görmek gibi deÄŸildir” (Hakim) diyor ve devamında;
“Allahü Teala Tur-i Sinada Musa (a.s)’a kavminin fitneye düÅŸüp bir buzağıya taptığını haber verdi, Musa o anda oralı olmadı. Ta ki; Tur-i Sinada dönüp gözüyle görünce Tevrat levhalarını yere fırlattı” (Buhari ) diye buyurdu. Hz. Musa ses ve harf olmaksızın, arada melek olmaksızın ve perdeli olarak Allah’ın kelamını iÅŸittiÄŸi için kelamullah denilmiÅŸtir. Rabbül Âlemin ‘Ve Allah Musa ile vasıtasız konuÅŸtu’ (Nisa/164) buyurdu. Demek ki; iÅŸitmek ayrı, görmek ayrıdır. Allah’ı bilme dediÄŸimiz Marifetullah ilmi normal bir Müslüman’ın yüzlerce fevkin üstünde bir ÅŸey. Yeter ki niyetimizi halis tutalım, inÅŸallah tevfik noktasına (niyetimize aldığımızla kulun buluÅŸulması) gelerek azalarımıza dirlik, sabır ve nihayetinde vuslat beraberinde gelecektir. Çünkü yollar sabırla aşılır. Nitekim bu yol uzun, hem o kadarda ince ve zarif. Bu yolda bize ait diyebileceÄŸimiz hayırda yoktur, her ne varsa bizde ki güç ve takatte O’ndan. Bu yüzden ÅŸu fani dünyada kalp kırmaya deÄŸmez, can boÄŸaza dayanmadan sevelim sevilelim iÅŸi kolay kılmaya bakalım. Rasulüllah (s.a.v); “Merhamet ediniz ki merhamet olunasınız. Affediniz ki affolunasınız” (Heysemi) diye buyuruyor çünkü.
Velhasıl; kul hayatını iman üzerine tanzim etmeli ki felah bulabile. O halde gün doÄŸmadan gün batımı sevdamız olmalı.
Vesselam. |
| |
ALPEREN GÜRBÜZER s_gurbuzer@mynet.com
Bu köşe yazısı 20 defa okundu. Toplam 1714 kelime
[ Geri Dön: ALPEREN GÜRBÜZER ] - [ Yazarlar Dizini ]
|
|
 |
|
|
|
 |
 |
|
| |
Yazıların İçeriğinden yazarlar sorumludur.
A.T.B herhangi bir sorumluluk taşımaz. |
|
|
|
 |
 |
|
 |