Ülkemizde bugün iki türlü cephe ve kutup oluþturulmaya çalýþýlýyor. “Baþka çözüm yok” diyorlar. Sanki baþka bir kurtuluþ çaresi yokmuþçasýna beyinlere dayatma yapýlýyor. Her defasýnda “gidiþata göre”, “ya oradansýn ya buradan” deniyor. Kendilerini “rüzgâr” görenler, “akibet” arýyor! Oyunu yazan baþkalarý, oynayan hep “biz” oluyoruz.
Birileri de “üçüncü yol” ilan ettiði zaman marjinal oluyor!
Çeþitli “-ek” lerin hükmünde ruhunu esirleþtirenler, küf kokulu, bayat ideolojileriyle sözde memleket kurtarma telaþýnda cephenin bir tarafýna geçerek “reçetemizi” yazýp çiziyorlar. Bol vitaminli zannedilerek bu halka yutturulan sözde reçetelerin dün olduðu gibi bugünde sýkýntý ve bunalým yaratacaðý aþikar! O halde tarih üçüncü yolun yolcularýný yazmak üzere son hazýrlýklarýný da yapýyor. Çünkü o tarih üçüncü yolun araftaki zümresini bekliyor.
Ulusalcý olmak zorunda mýyýz?
Ulusalcýlýk gibi kök ve gelenek ile baþtan baþa baðlarýný koparmýþ bir çizginin bu ülkeye yarardan fazla zýtlaþma ve kutuplaþma getireceðini kendileri de biliyor. “Olmak” durumunun ince ve hassas çizgilerini tamamen maddesel ve gündelik þeylere baðlayarak, sözde vatanseverlik adýna ulusalcýlýk yapýlan bir ülkede, ulusun can güvenliðini koruyormuþçasýna “ulusalcýlýk” kavramýna sýðýnýlýyor. Halbuki kendilerini “merkezde” gören bu zevatýn “merkez dýþýnda” yer alan kenar köþede durduðunu biliyoruz.
Damarlarýmýzý birbirinden ayýrmaya çalýþan ulusalcý tayfa, ulus olma kavramýný yalnýzca kendi diktalarýyla gerçekleþtirebilme derdindeyken, “vatanseverseniz ulusalcýsýnýz” kolaycýlýðýna da kaçýyor.
Renkliliðe tahammülsüzlüklerinden dolayý ulusalcýlýk yaftasýna bürünerek ulusu temsilen nutuklar savuranlar, bu halký mý temsil ediyor, yoksa kendi iktidarlarýný kendi yönetimleri mi… Beslendikleri yerin yalnýzca “laiklik” olduðunu bildiðimiz bu topluluðun laiklik ile baþlayan serüveninin “laisizm” ile devam ettiðini görüyoruz. Bu ülke insanýnýn “olmak” durumunda yalnýzca ve tek olarak laiklik ile yaþam sürdüðünü düþünenler elbette yanýlýyor. Kiþi laik ise “vardýr”, deðil ise “yoktur” mantýðý, mantýktan öte “tep tip” oluþturma duruþunu gösteriyor bize.
Þimdilerde kim “vatan” diyorsa Ulusalcý ilan ediliyor. Þimdilerde kim “millet” diyorsa ulusalcý ilan ediliyor. Þimdilerde kim “cumhuriyet” diyorsa ulusalcý ilan ediliyor… Liste uzuyor. Siyasi tarihimizin hep bir köþesinde gerçekten ve hakikaten bir marjinal oluþum içinde duran ulusalcýlýk ve laisizm, bu önyargýlarýn ve þablonlarýn bu þekilde daralmasýyla kimliðini ortaya çýkarmýþ oluyor. Ve bugün karþýmýza vatan kurtarýcý, vatan sevdalýsý, ulusun kahramaný seçilmiþ, özel, aristokrat bir topluluk çýkýyor: Ulusalcý ve Ulusalcýlýk!
Cadde baþý, “satýlan vatanýn kurtarýlmasý için” açýlmýþ olan çeþitli “dernekleri” ulusalcýlýðýn zenginliði olarak mý görmeliyiz… yoksa ulusalcýlýðýn meyvelerini yemeye çalýþan ama pay derdinde olan bir mücadeleye girdiklerine mi inanalým… Onlar pankartlarýyla, astýklarý tabelalarla kurtarýcýlýðýmýza (ama nedense medeniyetimizden söz eden yok) soyunup, dýþarýda ve içerde ne kadar düþman varsa teþhir etme derdine düþmüþ. Manzaraya bakar mýsýnýz: Kendi içlerinde bile ulusalcýlýk namýna bölünmüþ durumda olduklarý halde, bu ülkenin bütününü kucaklama telaþý içerisindeler!
Ýçi boþaltýlmaya çalýþýlan olmazsa olmazlarýn, bu þekilde ulusalcýlýk adýnda dernek vs… biçiminde örgütlenerek kurtarýlmaya ve korunmaya çalýþýlmasýna þaþýlacak þey. Ulvi, kutsal deðerlerimizi ulusalcýlýk gibi seküler kavramlarla isimlendirip özetlemek yanlýþ olacaktýr.
Ýslâmcý olmak zorunda mýyýz?
Müslüman, Ýslâmcý olmadan da Müslüman olunacaðýný bilmelidir. Müslümanlýk için þart olan þeyler bellidir. Sona konulan ve birileri tarafýndan eklenen “-cý” eki, Ýslâm’ýn ve Müslümanlýðýn o koskoca dünyasýný belli þablonlara hapsetmekten baþka ne iþe yarar?.. Bir Müslüman aracýný da, amacýný da, merkezini de, duruþunun ne olmasý gerektiðini de bilmediði takdirde, araçlarý ve amaçlarý birbirine sokacaktýr. Bu da “kaþ yaparken göz çýkarmak” olacaktýr. “Suya sabuna dokunmak” telâþesinde suyu ve sabunu avucunun içinde kaybedenler kaybetmeye bir fiil mahkûmdur!
Hele ki “Amerikancýlaþmýþ bir Ýslâmcýlýk” anlayýþýnýn ülke insanýna, yaþadýðýmýz topraklara, coðrafyamýza, Müslümanlara getireceði “vebal” büyüktür. Bunun altýndan kimse kalkamaz. Bunun bu ülkeye tohumlarýný ekenler ve çocuklarýný da jonileþtirip, kozmopolit bir kültürle büyütenlerin Ýslâm ve Müslümanlýk adýna konuþmaya nasýl haklarý olabilir? Dünyayý toza dumana katarak, sömürmedik toprak, ezmedik çiçek, öldürmedik insan býrakmayan emperyalist bir ülke yönetiminin fikirbazlýðýný yaparak “Ýslâmcý” kimliðe sýðýnmak sizce ne kadar Ýslâmcadýr? Deðildir! Olmamalýdýr. Bu aðýz Ýslâm aðzý olamaz.
Paratapar bir vaziyetin modern temsilciliðini yaparak Ýslâmcýlýktan, kapitalist-liberal Amerikancý Ýslâmcýlýða terfi edenler, kimi zaman da sýrf göz boyamak için hem din nutuklarý atar, hem de yoksulluk edebiyatý yaparlar. Vahþilerin uysallarla ve vasatlarla ayný dili konuþabilmesi mümkün müdür? Bu ülkenin uysal, normal, vasat çocuklarýný, kürsülerden ve son model jiplerin kara pencereleri arasýndan sömürmeye kalkmak Ýslâmcýlýðýn hangi özel kýsmýnda yazar?
Türkler katiyen “Amerikancý Ýslâmcýlýðý” kabul etmeyecektir! Zira ruha aykýrý bir þey söz konusudur burada. Ruha aykýrýlýk, ruhsuzluða meyletmeme anlamýna gelir.
Mevcut zevat, kimi zaman “oralarý da Ýslâmlaþtýrýyoruz” diyecektir, kimi zaman “dýþarýya açýlýyoruz” diyecektir, kimi zaman “Müslümanlar da zengin artýk” diyecektir, kimi zaman “diyalog için her þey makbûldür” diyecektir… Biz burada reddiyeci yönümüzü göstereceðiz. “Seni ve sizi reddediyoruz” düsturunda, oluþ anýný ve oluþ sýrrýný açýða çýkararak, “biz de buradayýz, biz de bu ülkedeyiz” deme cesaretinde yüreðimizi, aksiyonumuzu ve fikir dünyamýzý ortaya koyma eylemini gerçekleþtirmeliyiz.
Üçüncü Yol!
Ve þüphesiz, yapay ve sanal cephelerde gözükmeden, gerçek ve esaslý bir dâvâ þuurunda olabilmek lâzýmdýr. Kökten atiye gitmek, atiden atiye koþmak heyecanýnda, “dün vardýk, bugünde varýz, yarýn da olacaðýz” üçlemesinde bentleri yýka yýka, gönülleri yapa yapa, vücudu birleþtirerek tarihle birlikte ilerleyerek yol almak gereklidir.
Gerçek ve hakiki sorunlarla uðraþmak, onlarýn temellerini ve mazilerini bilmek, ona göre onun için çözüm yolu bulmak þarttýr. Bu þartlar manzumesi uzayabilir. Biz dýþarýdan dayatýlan sorunlara yaklaþanlardan deðil, içeride yýllanmýþ sorunlarýn çözüm yollarýný bulmak düþüncesindeyiz.
Bu ülkenin çocuðu, laiklik ile yatýp kalkanlardan, Müslümanlýk adýna Ýslâmcý nutuklar savuranlardan, halka raðmen halkçýlýk yapanlardan, küflenmiþ ideolojilerin yalanlarýyla yoksulluk çözmeye kalkýþanlardan, batýda aldýðý eðitimle kendisini seçilmiþ bir sýnýftan görerek ülke adýna ahkam kesenlerden olmayacaktýr/olmamalýdýr! “Eþkýya dünyaya hükümdar” olmadan tavrýný ve tarafýný da belli etmelidir. “Ýdeolojiler öldü, devir para devri, onlar eskidendi, þimdi iþler deðiþti, baksana þu teknolojiye…” gibi çilesiz, gayesiz, kýsacasý havasýz ve susuz bir hayat edinebilme telaþý içerisinde olanlardan da olmamak lâzýmdýr!
Üçüncü yolun ýþýðý yanmýþtýr. Ara kervanýný beklemektedir…
Onaylayan: Beykhan ~ Eyl 21, 2007 ( Bu Haber: 841 kez Okundu )