ATB İçerik   
 
 
 

İlan Duyuru ve selamlaÅŸma   
 
 

Sadece Üye Girişi Yapmış Olanlar Sohbet Edebilir. Lütfen Giriş Yapın ya da Üye Olun.
 

Anket   
 
 
Sitemizde Ne Görmek ıstersiniz?

Daha Çok Avrupadan Haber!
Daha Çok Türkiyeden Haber!
Köşe Yazıları!
Röpertajlar!



Sonuçlar
Oylama

Toplam Oy 123
Yorumlar: 0
 

Haberler   
 
 

Newsletter

Haber Bültenimizi almak için Üye Olmalısınız

Üye olmak için Tıklayın

 

ATB HAC   
 

 

Cenaze Nakil   
 

 

Avrupa Türk Birliği - Verband der Türkischen Kulturvereine in Europa :: Başlığı Görüntüle - GELENEK VE MODERNLEŞME
  •  Forum   •  Faqs   •  Search   •  Member list   •  User groups   •  Profile   •  Private msg

Aranacak sözcük yer
Avrupa Türk Birliği - Verband der Türkischen Kulturvereine in Europa Gelişmiş Arama

GELENEK VE MODERNLEÅžME

 
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder printer-friendly view
« Önceki baÅŸlık :: Sonraki baÅŸlık »  
Yazar Mesaj
alp




Kayıt: Nis 04, 2007
Mesajlar: 780
Åžehir: Unknown

Durum: Çevrimdışı
Mesaj Tarih:
 18 Kas 2009 Çar - 20:30
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj konusu: Icon Yok GELENEK VE MODERNLEÅžME

GELENEK VE MODERNLEÅžME
                                        ALPEREN GÜRBÜZER

       Gelenekçi düşünce modernleÅŸmeye giden bir yolda köprüdür. GeleneÄŸi hiçe sayan, sırf kuru modernleÅŸme havarisi kesilmek gerçeklerle hiç baÄŸdaÅŸmaz. Gelenekle baÄŸları kurup modernliÄŸe yol almak en doÄŸrusu.
       Yarı aydınlarımız geleneÄŸin olmadığı vasatta modernleÅŸme hareketlerinden dem vurmaktalar. Oysa modernleÅŸme denilen olgu geleneksel deÄŸerler üzerine inÅŸa edilebilir. Bugüne kadar geleneÄŸi dışlayarak modernitenin kurulacağını sandık. Hatta ne kadar dini olan ve kültürel deÄŸerlerden mahrum kalınırsa o kadar modern olacağımızı düşledik. Anlaşılan yüzeysel deÄŸiÅŸimlerin cazibesine kapılmışız hep. Koro halde simgesel deÄŸiÅŸim ÅŸarkıları ile kendimizden geçmiÅŸiz adeta, ama sonuçta kendimizi kandırdık, üstelik iç dünyamızı karartarak.
        Åžahsiyetimizin oluÅŸmasında etkileyici yol olarak geleneklerimizi baÅŸ tacı yaparaktan modernleÅŸebilirdik pekâlâ. Dahası modernleÅŸtikçe geleneklerimize sahip çıkabileceÄŸimiz gibi hayatı da yeniden keÅŸfetmiÅŸ olacağımızı akıl edebilirdik.
         Yinede henüz vakit kaybetmiÅŸ sayılmayız. Åžayet yaÅŸadığımız hayatı cehenneme çevirmek istemiyorsak hem geleneÄŸimizi oluÅŸturmalı hem de modernleÅŸmeyi saÄŸlamalı. Sadece geleneÄŸi savunup modernleÅŸmeyi dışlamak yahut tam tersi modernleÅŸme adına geleneÄŸe karşı savaÅŸmakta yanlış. ModernliÄŸin dili ile konuÅŸurken geleneÄŸimizi mutlaka hesaba katmalı.
          Gelenek ve modernleÅŸme kavramlarını bir meyvenin içi ve dışı gibi algılamalı. Tıpkı ÅŸeriat ile tasavvufun ayrılmaz bir bütün oldukları gerçeÄŸi gibi. Kim ki her ikisini birleÅŸtirdi marifete eriÅŸip hakikate ulaÅŸtı ise gelenek modernleÅŸmede öyledir. O halde ÅŸimdi geleneÄŸimizi diri tutup modern hayata renk katmak zamanı.
         Aydınlarımızın bir kısmı tutucu, bir kısmı da sosyetik tavır takınmaktalar hala. Oysa aklın gereÄŸi ne tek başına tutuculuk ne de tek başına ilericilik, marifet olanı her ikisini birleÅŸtirmektir. Her nedense karşılaÅŸtığımız olayların ya içinde ya da dışında kaldık, hem iç hem de dış olamadık bir türlü. GerektiÄŸin de Yunus, sırası geldiÄŸinde de Yavuz olamadık. BaÅŸkalarının yerine kendimizi koyup da empati bir tavır sergileyemedik. Ya sadece sempatik, ya da antipatik kalmayı yeÄŸledik. Pekâlâ, kadife eldiven içinde demir yumruk da olabilirdik. Zira kadife eldivenden amaç hoÅŸgörümüz (geleneÄŸimiz), demir yumruktan kastımız ise teknolojik (modernitemiz) geliÅŸmelerdir. Ya tarihe bakışımız nasıl derseniz, maalesef geçmiÅŸe bakışımız tek boyutludur. Ya birilerini kahramanlaÅŸtırmayı ya da cüceleÅŸtirmeyi meziyet sayıyoruz. Tek düzlemde gidip gelmeye çalışıyoruz habire. ModernleÅŸme ve gelenek konusunda da aynı yolu izlemeyi yeÄŸliyoruz. Kimimiz modernleÅŸmeyi tek meÅŸale, kimimizde geleneÄŸi simgeleÅŸtiriyoruz. Oysaki saÄŸduyunun gereÄŸi ne köksüz modernlik ne de modernlikten mahrum bir gelenek,  bilakis ikisinin de ortak paydada buluÅŸabileceÄŸi modernite ile geleneÄŸin ele ele gönül gönüle vermesidir. Dolayısıyla en doÄŸru tavrın bu olması icap eder.
   Ã‡oÄŸulcu anlayışlar geliÅŸtikçe empati (kendimizi baÅŸkasının yerine koyma) yaklaşım topluma sirayet edeceÄŸi muhakkak. Hatırlarsanız 12 Eylül öncesi toplum kamplara bölünmüştü. Neyse ki 12 Eylül sonrası kutuplaÅŸmalar artık eskisi kadar koyu deÄŸil. Nitekim solculuk ve saÄŸcılık sadece kelimelerde kaldı. Bu yüzden fikir ayrılıkları eskisi kadar bölücülük olarak algılanmıyor. Tam tersi farklı düşüncelerin bir arada fikir zenginliÄŸi getireceÄŸi konuÅŸuluyor. Bu durumu Türkiye açısından sevindirici bir geliÅŸme olarak düşünüyoruz böylece.
     Unutmayalım ki Japonya’yı ayaÄŸa kaldıran ülkü, modernliÄŸi savunan kesimlerle muhafazakârlığı savunanların bir arada Japon ideali etrafında birleÅŸmeleridir. Japonya örneÄŸi modernite ile geleneÄŸin bir arada bulunabileceÄŸinin en bariz ispatı.
      Elin adamı ay’a çıkıyor, her geçen gün yeniliklerine yenilik katıyor, bizim ise uÄŸraÅŸtığımız ÅŸeylere bakın,  hala giyim kuÅŸama karışıyoruz. Başörtüsü gibi insan haklarına aykırı baskıcı uygulamalarla oyalanıyoruz üstelik. Japon’un kimonosu ülkesinde problem teÅŸkil etmezken Türk’ün eÅŸarbı, başörtüsü, ya da kimilerince türban diye tanımlanan örtüyü dışlıyoruz. Bugüne kadar dışladıkları ne ninemin yemeni başörtüsü, ne dedemin Yemen çölünde bıraktığı asası, ne sakalı ne de ÅŸalvarı ay’a çıkmamıza mani oldu. Kaldı ki hor gördükleri türbanlılar mezun oldukları okulları birincilikle bitirmelerine raÄŸmen bu menfi propaganda gündeme gelebiliyor. Dahası rüştünü aÅŸmış genç kızlarımız diploma törenlerinde tartaklanmanın ötesinde ikna odalarına alınarak aptal yerine konup beyin terapisi uygulanmaktadır. Demek ki moderniteden anladıkları insanın beynindeki düşüncesi deÄŸilmiÅŸ, dış görünüme takılmakmış meÄŸer. Bırakınız insanlar nasıl giyiniyorsa giyinsin, ister kapalı isterse açık giyinsin, üniversiteye gelen insan çocuk deÄŸil ki sen şöyle yap veya böyle yapma diye telkinde bulunabilesin. Yoksa üniversite hür düşüncenin yaÅŸandığı alan demek deÄŸil mi? Okudukları Fakültelerini baÅŸarıyla tamamlayan genç kızlarımızı alkışlamamız gerekirken sırf inançlarının gereÄŸini yerine getirme duygusuyla başörtü örtenleri kendi öz yurdunda parya durumuna düşürmekten hiçbir vicdan azabı duymadan onları modernleÅŸmeye aykırı bulup ‘öteki’ ilan ediyorlar yana yana.
          Modernlik ve gelenekçilik iyi etüt edilmeli ve kavram kargaÅŸalığına meydan vermeden doÄŸru tarif edilmeli. Batı kilisenin tutuculuÄŸuna karşı mücadelesinde haklı idi, nitekim bu uÄŸurda Rönesanssını gerçekleÅŸtirdi de. Biz ise sapla samanı birbirine karıştırıp kilise ile camiyi terazinin aynı kefesine koymaya çalışıyoruz. Bizim medeniyetimizde camii ilmi teÅŸvik etmiÅŸ ve beÅŸikten mezara kadar oku demiÅŸ, bununla da kalmayıp ilim Çin’de dahi olsa arayınız diye uyarmış.
         Engizisyon mahkemelerinin giyotini batıya has olgudur. İlmi giyotine veren süreç batı da yaÅŸanmıştır. Bizde ilim adamı hep baÅŸ tacıdır. YükseliÅŸimiz ilim sayesinde gerçekleÅŸmiÅŸti. Ne zamanki azamet döneminden çöküşe geçtik, o zaman kendi ellerimizle altın çağımızı adeta ortaçaÄŸlaÅŸtırdık. Batı ise ortaçağında aydınlanmaya yakalayıverdi. Biz biliyoruz ki 19.yüzyıl Osmanlı aydınlarının modernleÅŸme çabaları dünyada geliÅŸen modernleÅŸme geliÅŸmeleri ile ilgilidir. Bugün bir kısım aydınlarımızın modernleÅŸmeden anladığı ise sanayi devriminin gerçekleÅŸtiÄŸi yıllara has modernitedir.  Oysa her ülkenin kendine has modernite anlayışları mevcut. Yani Japon tipi, Çin tipi, Türk tipi modernitesi gibi. Ne köksüz bir gelecek, ne de gelecekten yoksun kök bizim kabulümüz olamaz. Åžairin; ‘Kökü mazide olan atiyiz’ sözü gerçek kriterimizdir. Gelenekçi anlayışla modernize karşı tavır alıyorsak bunun anlamı gettolaÅŸmaktır. Yahut tam tersi modernite adına geleneÄŸe ilgisiz kalıyorsak marjinalleÅŸiyoruz demektir. Her iki durumda kalmakta kayıptı, ÅŸayet kayıp ülke konumuna düşmek istemiyorsak.
         Tarihimizin o haÅŸmetli dönemine (15. ve 17. yüzyıl) alakadar olduÄŸumuz gibi, 19. yüzyıl modernleÅŸme çabalarına da kayıtsız kalamayız. Nasıl ki tarihimizin o muhteÅŸem büyüleyici dönemini tabii karşılıyorsak, dünyanın geldiÄŸi noktaya da duyarsız kalmamalı.
         Farklılıklarla bir arada yaÅŸayabileceÄŸimizi fark edip birbirimizin kuyusunu kazmayı terk etmekte sayısız yararlar var. Olaylar karşısında kendi zaviyemizden baktığımız gibi baÅŸkalarının gözlüğü ile de görmeye çalışalım. Modernistlerimizin de gelenekçilerimizin de aÅŸamadığı nokta bu, yani empati tavır takınamamalıdır. Fakat zamanla bu handikapı da aÅŸacağız, ümitvarız, biraz sabır diyelim ÅŸimdilik.
         Birlikte yaÅŸadığımız toplum bizim toplum çünkü. Onu iyi tercüme edip kendimizi keÅŸfedebiliriz. Topluma yabancılaÅŸmadan modernite hamlesinde bulunabiliriz. Toplumla özdeÅŸleÅŸmeyen modernleÅŸme anlayışları çoÄŸu kere sloganik olmaktan öteye geçemedi. Yenilik güzel bir olay, fakat toplumla barışık deÄŸilsen neye yarar ki. Bu yüzden Mehmet Aydın; ‘GeleneÄŸin olmadığı yerde modernleÅŸmede olmaz. Gelenek modernliÄŸin zeminidir. Zemini olmayan yerde yükselme olmaz…’ diyerek gelenekle modernliÄŸin buluÅŸma köprülerine vurgu yapar.
         O halde modernleÅŸme ile geleneÄŸi barışık kılmak nizamı âlem ülkümüzün gereÄŸidir.
         Batının modernleÅŸme hareketleri 18.yüzyılla baÅŸlar. Yani sanayi devrimiyle modernlik doÄŸmuÅŸtur. Modernitelerinin temel dayanağı bilim, teknoloji ve akıldır. Kilise sükût bulunca egemen kültür olarak akıl zirveye oturmuÅŸtur.  Böylece teknolojinin ve bilimin öngördüğü her ÅŸey modernist kültür addedildi. Fakat aradan yıllar geçtikçe salt aklında tek başına batı insanının ruhunu doyurmadığı görüldü. Derken yeniden gelenekçiliÄŸin gücü fark edilmeye baÅŸladı. Sonradan anlaşıldı ki ne tek başına mekanikleÅŸme ne de ruhlaÅŸma derde devaymış. Bu yüzden ikisinin buluÅŸtuÄŸu noktayı arar oldu insanoÄŸlu. Yani ben-i âdem gelenekle modernleÅŸmenin kucaklaÅŸacağı günleri sabırla bekliyor hala.
        Velhasıl;  â€˜Onlar ticaretle meÅŸgul olsalar dahi Allahın zikri alıkoymaz’ ilahi hüküm bizi hem gelenekçiliÄŸe hem de modernizeye götürür. Makinenin ve maddiyatın esiri olmamak için ruhun gıdasını vermekte ÅŸart gibi. Böylece akla deÄŸerlerimizi de katarak gerçek hürriyeti elde edebiliriz. O halde eskiye eski deyip yeninin de her ÅŸey olduÄŸu zehabına kapılmamalı. Hem iç hem de dışımızı süsleyip ötelere kanatlanmalı, bundan gayrisi bize yaraÅŸmaz zaten.
       Vesselam.


Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
Mesajları göster:  
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder printer-friendly view
Mesaj Panosu -> Tarih Din ve Milli Time synchronized with the forum server time
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)


Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
You cannot attach files in this forum
You cannot download files in this forum




Powered by phpBB © 2007 phpBB Group

Atb2009 Theme by effectica ©
Atb2009 Theme conversion By GPLhunter - visit us at: evolution-themes.net
Forums ©
effectica.com AVRUPA TÜRK BİRLİĞİ

Spambot Killer
Site Map

[News Feed] [Forums Feed] [Downloads Feed] [Web Links Feed] [Validate robots.txt]

Copyright © 2009. A.T.B - PHP-Nuke Evolution GNU/GPL Support Evolution Germany
Bu Site ÖnBellek Sistemini Kullanmaktadır. ÖnBelleği Güncellemek İçin Tıklayın.
[ Sayfa Üretimi: 0.78 Saniye | Bellek Kullanımı: 12.17 MB | VT Sorgusu: 124 ]

Do Not Click