ATB İçerik   
 
 
 

İlan Duyuru ve selamlaşma   
 
 

Sadece Üye Girişi Yapmış Olanlar Sohbet Edebilir. Lütfen Giriş Yapın ya da Üye Olun.
 

Anket   
 
 
Ergenekon soruşturmasına Ergenekon adının verilmesini doğru buluyormusunuz?

Evet
Hayır
Ergenekon Neki?



Sonuçlar
Oylama

Toplam Oy 270
Yorumlar: 0
 

Haberler   
 
 

Newsletter

Haber Bültenimizi almak için Üye Olmalısınız

Üye olmak için Tıklayın

 

ATB HAC   
 

 

Cenaze Nakil   
 

 

Avrupa Türk Birliği - Verband der Türkischen Kulturvereine in Europa :: Başlığı Görüntüle - ÖZGÜRLÜK MEŞALESİ İNSAN RUHUNDA
  •  Forum   •  Faqs   •  Search   •  Member list   •  User groups   •  Profile   •  Private msg

Aranacak sözcük yer
Avrupa Türk Birliği - Verband der Türkischen Kulturvereine in Europa Gelişmiş Arama

ÖZGÜRLÜK MEŞALESİ İNSAN RUHUNDA

 
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder printer-friendly view
« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar Mesaj
alp




Kayıt: Nis 04, 2007
Mesajlar: 775
Şehir: Unknown

Durum: Çevrimdışı
Mesaj Tarih:
 09 Şub 2010 Sal - 18:37
Alıntıyla Cevap Gönder
Mesaj konusu: Icon Yok ÖZGÜRLÜK MEŞALESİ İNSAN RUHUNDA

ÖZGÜRLÜK MEŞALESİ İNSAN RUHUNDA

ALPEREN GÜRBÜZER

    İnsan sanıldığı gibi karıncalar ya da arılar gibi sosyal varlık değil, bilakis bireysel özelliği ve özgür tutku yönü çok daha ağır basan bir varlık.  Nasıl mı?
   Akıl kollektifliğe meyilli olduğundan genellemecidir, zekâ ise çocuk yaşta olgunluğa doğru ilerledikçe çokluk içinde BİRLİĞ’i keşfeder. Dolayısıyla bu noktadan hareketle zekâ fertçidir diyebiliriz. Zira zekânın bireysel özelliğinden dolayı ideal toplum şimdiye kadar henüz gerçekleşememiş ama ideal fertler tarihin her evresinde bir şekilde ortaya çıkabilmiştir diyebiliriz.
    Tüm sahte mabudlar, insan zekâsının ürünü olmayıp, aslında toplumun imal ettiği sembollerdir. Dolayısıyla Ebu Cehil tümdengelimci metotla veya atalarının kabüllerinden hareketle BİR’e karşı mücadele vermiştir sürekli.  Nitekim müşrikler BİR’in etrafında daire olan insanlara karşı kendi elleri ile inşa ettiği putlara tapmaya zorladıkları gibi bu uğurda insanlığı kana buladılar da. Evvela bireyin önce zihnini çalmaya, sonrada bedenine egemen olmaya çalışan bir metodu acımasızca yürürlüğe koymaya çalıştılar. Bugün ise aynı anlayış değişik şekillerde, değişik mecralarda sahneye konularak uygulanıyor maalesef. Dün atalarımızın dini diye dayatılan öğretiler, bugün pozitif bilim maskesi altında bu tür cinayetler işlenmekte ve adeta ferdin özgür iradesi hiçe sayılmakta.
     Dahi olmak ya da dehalık denilen olgu ferde isnad eder, muhafazakârlık yahut tutuculuk ise topluma (kollektivizme) endekslidir.
    Kollektivist duygularla hareket edenler varsa yoksa simgeler ya da sembollerle tavır koymaktalar veya sınırlı olan eşyaya köle olmak gibi tercihleri dayatmak peşindeler, üstelik bu tür girişimler tümdengelimci dürtülerin yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Durum böyle olunca ortada konuşan bireyler değil semboller ve donuklaşmış akıllar devreye giriyor. Bu noktadan sonra ister istemez toplum dahi olamaz fikri haklılık kazanıyor.  
     Peygamberimiz (s.a.v) Tevhit meşalesine sadece Allah’ın kulu ve elçisiyim ibaresini ilave ederek özgürlük ateşini yakmış ve insanlığı tüm kollektif mabudların zincirinden kurtulmaya çağırmıştır. Bu çağrı aynı zamanda kula insanlığını hatırlatmaya davettir. Çünkü madde bağımsız olamaz, hür olan ancak insanın ruhu ve zekâsıdır. Tüm totaliter diktatörler insanın bedenine belki sahip olabilirler, ama düşüncelerine hâkim olmaları çok zor.  Hakeza insan zekâsı ruhunda özgürlük ateşi yandıkça esareti sevmez de.          
      Sadece insan mı?
      İlim, teknoloji vs. her şey BİR’e giden yolda araçtır, asla amaç değildir. O halde eşyada özgürlük ateşi bulmaya çalışmak intihardır. Zira madde sadece insanın hizmetine amade bir olgu olsa gerek. Nitekim Allahü Teala yarattığı varlıklara eşrefi mahlûkat ilan ettiği insana araçlık yapma görevi vermiş.  Şayet insan eşyaya amaç gözüyle bakıp onlardan yardım beklentisine girseydi koyun misali sürüleşip güdülürdü, hatta bir türlü aradığı özgürlüğü gerçek manada tadamayabilirdi.
      İnsanlık başlangıçta toplum düşüncesine yenik düştüğü halde, yaşadığı birtakım olaylardan ders almış olmalı ki;  zaman içerisinde eşyanın dilini çözmeye başladı. Bu arada eşyanın dilini çözdükçe de kendi sübjektifliğinin yansıması olan bireysel düşünceyi keşfetti. Subjektif dili geliştikçede vahy’in dili ile kendini ifade etmeyi öğrendi. Hatta Allah’a kulluk ettikçe de sahte mabudların zincirinden kurtulup özgürlüğün ne demek olduğunu anladı. Özgürlüğü seçmemize götüren zekâmızın subjektifleşme kuvvetidir zaten. Aynı zamanda ‘Her şey O’ndan geldi yine dönüş O’nadır’ ilahi hükmü özgürlüğe giden yola işarettir.
      Duyumlar düşünceyi, düşünceler şuuru, şuurda idraki meydana getirir. Madde duyularımızda somutlaşmayı, ruh ise soyutlaşmayı ifade eder. Beden somutun, ruh ise idrakimizin iç gözü. Nitekim duyularda maddeyi, şuurda ise ruhu buluruz. Zaman kavramı bile şuur içerisine kodlanmış. Bir başka ifadeyle zaman ‘Ol’ emri içinde faaliyet gösteriyor her dem ve her salise.
       Bir başka husus da iradeli donanımla yaratılmış olma gerçeği. İradelerimizin farkına nasıl varıyoruz sorusu karşısında verilecek tek cevap; şuur sayesinde elbet. O halde iradeyi şuurlu yönelişimizin adı diye tarif edebiliriz. Kritik etme, kendini bilme, pozisyon belirleme, sorumluluk gibi olgular şuur sayesinde gerçekleşmekte çünkü. Belli ki insanın nefis muhasebesi yapmasıda şuur sayesinde gerçekleşiyor. İnsanı zaten diğer canlılardan ayıran en önemli faktörlerden biride şuur sahibi olmasıdır. Şu bir gerçek ki âlemde kendini sorgulayan tek varlık insan. Sorgulama bilinci olmasa idi hayvanlardan ve bitkilerden ayırdedilemezdik elbette. Ancak ne somut, ne de soyut veriler mutlak varlığı tek başına temsil edebilir, fakat bu veriler yukardada bahsedildiği üzere mutlak varlığa giden yolda araç vazifesi görürler sadece.
      Peygamberler ömür boyu subjeyi de aşarak Mutlak Var’a yönelmeye çalıştılar. Mutlak varlık hiç şüphesiz Rabbül Âlemindir.
      Yokluk konusuna gelince, malum olduğu üzere yokluğun bilinmesi imkânsızdır, dahası yokluktan en ufak bir bilgi kırıntısı ya da karine dahi bulmamız mümkün değildir.
      Hz. Mevlana; Hayvan hayvanlığı ile, insan insanlığı ile, Melek melekliği ile kurtuldu derken her yaratılanın belirli program dâhilinde formatlandığını ortaya koyuyor. Ehlisünnet akaidi bu yüzden insan iradesini, irade-i külliye içerisinde irade-i cüziyye olarak tarif eder. İrade aynı zamanda şuurlu tercihlerinin yansımasıdır. Allah insan iradesini şuurlu tercih yapabilecek donanımda yaratmıştır çünkü. Allahın iradesi bizim irademiz gibi değil, kayıtsız şartsız insan idrakinin üstünde. Nitekim insan iradesi izafi olup iki ana eksen üzerine bina edilmiştir: Duyu ve şuur verileri diye.
      Duyularımız zekâya maddeyi aşılar, şuurumuz ise manayı,
      Duyu zekâya sınırlılığı telkin eder, şuur ise sonsuzluğu,
      Duyularımız esareti ve köleliği teşvik eder, şuur ise özgürlüğü,
      Duyular sebeplerle oyalanır, şuur ise gayeye yönelip çokluk içinde birliğe yol alarak hürriyetin tadına varır.
      İşte buna benzer daha birçok örnekler sıralayabiliriz. Demek ki; duyular yaratılana itibar eder, şuurumuz ise Yaratana hayran.
       Alıcılarımız ister duyulara kulak verir isterse şuura, irade bunun için var zaten. Şuur kontrolden çıkarsa doyumsuz isteklerin esiri olmak an meselesi, Allah korusun bu durum gerçekleştiğinde insanlık bilincimizin iflası demektir.
      Kur’an da insana ruh hakkında çok az malumat verildiği beyan edilir. Dolayısıyla içeriğini tam olarak bilemediğimiz ruh hakkında iç aydınlık demekle yetinmek zorundayız. Allahü Teala “Ve sana ruhtan sorarlar onlara deki Rabbinin emrindedir”(İsra–85) buyuruyor çünkü.
          Varlık âlemi âlimlerin dilinde Âlem-i Halk, Âlem-i Emr ve Âlem-i Zat (Hak) olarak tasnif edilir. Gerek Âlem-i Mülk gerekse tüm kâinatta cereyan eden eylemler üç boyutun sınırları içerisinde gerçekleşir, dolayısıyla yeryüzü ölçülebilir âlemdir. Âlem-i Emr’de üç boyutun dışında keyfiyet yüklü alanı kapsayan nurani âlem demektir. Âlemi Hak ise bütün bunların ötesinde aklın kavramaktan aciz kaldığı Mutlak varlığın ta kendisi, yani her yerde hazır ve nazır olan Yüce Mevla’mıza has bir hususiyet.
        Ne maddedeki mekanizm, ne bitkideki tropizm, ne de hayvandaki içgüdü melekeleri ruhi hayatı tarif edebilir, karşılığıda değildir zaten. Üstelik bu sıraladığımız unsurların hemen hemen herbiri insanda mevcut, bunlara ilaveten insana nurani letaiflerde verilmiş. Muhyiddin Arabî; bu noktada ‘İnsan çamurdan yaratılan dünyanın cilası olmuştur’ derken buraya işaret etmiştir. Materyalistler kendini duyulara endeksleyerek şuuru inkâr ediyor, oysa insan sonsuzluğa vurgun. Nasıl ki Mimar Sinan’ın elinde taş mana kazanıp medeniyet zişanesi oluyorsa, aynen öyle de şuurun kontrolünde insan bedenide nurani letaifleri ile Mutlak varlığa gidilen yolda manaya dönüşür.
      Velhasıl; İnsan maddeyi işleyerek manaya yol alır. Manayı kazandıkçara özgürlüğünü ilan eder. Çünkü özgürlük meşalesi insan ruhunda gizli...
       Vesselam.


Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
Mesajları göster:  
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder printer-friendly view
Mesaj Panosu -> Tarih Din ve Milli Time synchronized with the forum server time
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)


Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
You cannot attach files in this forum
You cannot download files in this forum




Powered by phpBB © 2007 phpBB Group

Atb2009 Theme by effectica ©
Atb2009 Theme conversion By GPLhunter - visit us at: evolution-themes.net
Forums ©
effectica.com AVRUPA TÜRK BİRLİĞİ

Spambot Killer
Site Map

[News Feed] [Forums Feed] [Downloads Feed] [Web Links Feed] [Validate robots.txt]

Copyright © 2009. A.T.B - PHP-Nuke Evolution GNU/GPL Support Evolution Germany
Bu Site ÖnBellek Sistemini Kullanmaktadır. ÖnBelleği Güncellemek İçin Tıklayın.
[ Sayfa Üretimi: 1.09 Saniye | Bellek Kullanımı: 12.3 MB | VT Sorgusu: 124 ]

Do Not Click